• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Cunda

Sıradan bir paket turda sıradışı eğlence!

Uzuunca bir süre sonra ilk kez yazmaya değer günler yaşadım – Cumhuriyetin ilanı ve Yasmin sağolsun!
Cunda bile yoldan çıkartılabilir!

Üç günlük 29 Ekim tatilini fırsat bilip Yasemin’le paket bir tura çıkmaya karar verdik. Paketin içeriği Ayvalık, Bozcaada ve Çanakkale…  Yolculuk gecenin bi saatinde Bayramoğlu’ndan otobüse binmemizle başladı. Hayatımın telaşe memuresi, sevgili kankam Yasemin sayesinde erken çıkmış ve otobüs gelene kadar soğuktan titremiş olabiliriz amma sebeb-i donmamızın ısmarladığı kahve sayesinde buzlarımız çözündüğü içün yolculuğa burnum düşmeden başlayabildik. Gece boyu otobüs yolculuğunun ardından Sarımsaklı’daki otelimize vardık. Birkaç saatlik dinlenmenin ardından ilk durağımız olan Cunda’ya gittik. Rehberlerimiz önde biz arkada tekne turuyla başladı Ayvalık sefası. Denize girsek-girmesek, girmesek ayıp-girsek bize yazık tartışmalarının ardından kuruyken de buz tutabileceğimize karar verdik ve suyun üstünde olmanın tadını çıkartmaya başladık. Bol miktarda papalina (orada meşhurmuş bu balık), tekne sahibinin animatör ruhu ve muhabbetinin ardından Cunda sokaklarında aldık soluğu.  Şahane cunda sokaklarında fotoğraf makinesine yapışmak allahın emri... Alışveriş ve klasik kilise ziyareti sırasında yol üstünde sıcacık bi kafe gördük, fotoğrafını çektik ve beynimizin bir köşesine kaydettik: Hayat Bahçesi. Ayvalık tostlarımızı yedik ve turistlerin götürülmesi gereken yerler olan cennet tepesi (walla bi özelliği yok) ve Şeytan sofrasının ardından otele geri döndük. Gece çılgınlar gibi eğlenmeyi bekleyen, kanı kaynayan ve dans etmek için deliren gençler olarak rehberlerin başına ekşidik: “reeehber biiizi diskoya götür!”. Efenim cunda son derece mazbut bir mekânmış  Meğersem, insanlar orda dans neyin etmezlermiş, etseler bile canlı müzikle yaparlarmış bunu. Gittiğimiz barda gitar ve mandolin ikilisiyle başlayan son derece romantik bir eğlence vardı. Ama deli kan bu, damarda durmuyor, böyle romantizm delikanlıyı bozuyor. Yasemin’le kendimizi barın dışına atıverdik ve şaşkın tavuklar gibi ne yapıcaz die düşünmeye başladık. Verilen karar basitti, madem çıs-tak yok ve madem canlı müzik çekmiyo canımız, biz de gündüz gördüğümüz kafeye gidelim de iki çift laf edelim ağzımızın tadıyla.

Hayat bahçesinin girişi:

Cunda Hayat Bahçesi

 

 

 

Hayat bahçesinin tek müşterileriydik o gece. Kahvelerimizi istedik, kafenin sahibi Meryem ablayla hoş beş ettik ve Fahir Atakoğlu tadında bir müzik eşliliğinde sohbete başladık. Müziğin ritmi artınca damarlarımızdaki deli kan tekrar hareketlenmeye başladı.

Yaseminle birbirimize baktık ve “yapalım mı?” dedik. Bu güne kadar tarihimiz hayır cevabını yazmadığı için kafenin bahçesinden içine doğru ilerledik, kapıdan kafamızı uzattık ve en sevimli halimizle “sizden bir şey rica edebilir miyiz?” diye sorduk , “Biz bu gece dans etmek istiyorduk ama buralarda uygun mekân bulamadık.

 

 

 

Siz bize birkaç tane hareketli şarkı çalsanız, biz de onunla dans etsek, kurtlarımızı döksek?” . “Ama bir şartla” diye ekledi Yasemin, “siz de bizimle dans edeceksiniz!”. Gecenin tek müşterilerinin isteğine hayır demeyecek kadar nazikti Meryem abla. Bilgisayardan en hareketli şarkılar seçildi, müziğin sesi açıldı ve Yasemin, Meryem abla, arkadaşı Ümitser abla ve ben dans etmeye başladık. Salsadan başlayan dans ayini Ankaralı Turgut’a kadar gitti. Dansın ortasında gelen misafirler – Meryem ablanın yakın dostları da gecenin neşesine bıraktılar kendilerini ve Hayat bahçesinin küçük salonunda bir grup mutlu-deli,  deli-mutlu bir şekilde dans etti gönüllerince. Diğer tur katılımcıları gece 12 sularında tur otobüsüyle otele döndüler ama biz o saatlerde yeni başlıyorduk ısınmaya. Gece ikiye kadar sürdü eğlencemiz. Dansın ardından Erol abinin güzel sesiyle “Gurub etti güneş, dünya karardı” şarkısı cila oldu neşemize. Erol abiyle ettiğimiz dans, Ümitser ablanın nazlı bir edayla “ben dans etmeyi bilmem” dedikten sonra en güzel figürleri yapması, Meryem ablanın “iyi ki geldiniz” demesi, bir de Suzan’ın karizmasını yok saymak pahasına (!) son anda yaptığı birkaç küçük dans figürü kaldı o geceden hatıra. Otelimize tanıdık taksi şoförünü uyandırarak, ama mutlu döndük.
Ertesi gün büyük aşkım Bozcaada’ya gittik. İlk seferinde olduğu gibi tadımlık, günübirlik bir gezi oldu ama bu sefer yürüyerek bütün adayı gezme fırsatı buldum – tabii ki sokakların fotoğrafını çekmek için. Ayazma plajında ayaklarımı denize soktum bi de sahilde taş topladık bol bol. 40 dakikaya ne kadar sığdırılırsa tabi (bkz. turla gezmenin dezavantajları, no: 853). Çupramızı yedik ve şarabımızı, ev yapımı domates, gelincik ve kabak reçellerimizi aldık kalan son paramızla. Sarımsaklı’ya, otele dönüş ve akşam yemeğinin ardından soluğu – bu sefer grubu da toplayarak tekrar Hayat Bahçesinde aldık. Ama bu sefer bir önceki geceden tadı damağımızda kalan beraber şarkı söyleme töreni için. Grubun çoğunluğu kafeden alışveriş-bir gece önceki bar vs. gibi nedenlerle uzaklaştıktan sonra başladık söylemeye. Detone olarak eğlenmenin nasıl bir şey olduğunu unutmuşum – evet, çok keyifliydi!! Telefonlar, mail adresleri alındı, sarılındı, kucaklaşıldı, tekrar görüşme sözleri verildi. Gecenin sonu erken geldi bu sefer ve damağımızda kalan tatlar bir sonraki ayvalık gezisinde tekrar hissedilmek üzere sandığa kaldırıldılar.
Gezinin son günü – 29 Ekim – adına layık bir yerde geçti: Gelibolu. Çanakkale’de verilen bir saatlik yemek molası, saat kulesinin karşısında tesadüfen bulunan sevimli öğrenci restoranında yenilen şahane yemekle taçlandırıldı. Yasemine “Depo” uzaktan da olsa gösterildi ve peynir tatlısı stokları tamamlandı. Ardından Gelibolu’ya doğru yola konuldu. Hakkıyla, doya doya, geniş geniş gezemedik şehitliği ama dualarımızı edip feyzimizi aldık, “bilmeden basıp geçtiğimiz yollarda” batan devri gördük ve en kısa sürede tekrar Gelibolu’ya gitme kararı aldık.
Dönüş yolunda Tekirdağ’da verilen köfte molası dışında ne olduğunu hatırlamıyorum zira baygın bir şekilde uyuyordum. En son hatırladığım şey Yaseminin beni sarsarak uyandırıp geldik demesi. Android olduğumu biliyorum ama bizim de belli bir pil ömrümüz var, belli bi noktada bitiyo! Önemli olan nokta şu ki; pili kesinlikle boşa harcamadım!

Yazan: Özlem Ertekin


Yorumlar - Yorum Yaz



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret573637
Seyahat Valizi Search
Özel Arama