• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Kuşadası Kadınlar Denizi ve Çevre Turları

Tatil Öncesi:

Sanayi’de çalışmanın yorgunluğu ve değişik yerler görmenin özlemi ile son bir yıldır tatil hayali kuruyordum. Fakat eşimin işlerinin yoğunluğu sebebi ile tatile çıkamıyorduk. Eylül ayı geldiğinde, ben tatil için daha fazla sabırsızlanmaya başladım. Sonunda eşim işlerini ayarladı ve bize tatil fırsatı doğdu. Hemen turlara bakmaya başladık. Likya turu düşünüyorduk ama Likya turu 5 tekne turu içeriyordu. Hayatımızın ilk turu bu kadar yoğun olmamalıydı. Pek çok yer görmüş olan ablama danıştık. Ablam bize Pamfilya turunu önerdi. Zaten daha önce Antalya’yı görmediğimiz için hemen ön rezervasyon yaptırdık. Bu tur çok içimize sinmişti. Rafting yapacaktık. Uzun bir yolculuk sonrasında Antalya civarında pek çok yer gezecektik. Zaten Bursa’ya uzak olduğu için Antalya da bir otel tatili yapmayı hiçbir zaman düşünmemiştim. Ertesi gün iznimizi kesinleştirdikten sonra hemen turu aradık. Fakat rezervasyonlar dolduğu için ön rezervasyonumuz iptal edilmişti. Pamfilya turu  İstanbul çıkışlı olduğu için kolay olmayacaktı. Bursa çıkışlı turlara baktık. Turların çoğunda boş yer yoktu, boş yer olan turların da otelleri içimize sinmedi. Sonunda turdan vazgeçip otellere bakmaya başladık. Fethiye’ye gidip, orada günübirlik turlarla gezmeyi düşündük. Bu da otomobilimiz olmadığı için zahmetli olacaktı. Bu yüzden hem daha önce görmediğimiz, hem de yakın mesafede bulunan Didim’e otobüs bileti aldık. İşyerinden bir arkadaşımız Didim’de denize girilmiyormuş, deniz anası varmış deyinde biletlerimizi Kuşadası’na çevirdik. Kuşadası’nda eylül sezonunda indirimli pek çok 4 -5 yıldızlı otel vardı. Kuşadası’ndaki oteller çok dağınık bir bölgeye yayıldığı için rezervasyon yaptırmadık. Tatil öncesi biraz alışverişten sonra artık tatil için hazırdık.


Otobüs yolculuğu:

Bayram sonrası, okullar başlamadan önceki zaman boşluğunu değerlendirmek için herkes bir yerlere gitmiş olacak ki şehirde büyük bir sessizlik var. İçimde bir aksilik olacak diye garip bir his oluşuyor. Otobüse Susurluk’ta mola veriyor. Mola sonrası tam otobüs hareket edecek ki orta kapı arızalanmış, kapanmıyor. Yaklaşık bir saat süre sonunda arızayı gideriyorlar. Susurluk’tan Kuşadası’na 4 saatte hiç mola vermeden ulaşıyoruz. Yolculuğun kalan kısmında eşimin omzunda uyumuşum.

Kadınlar Denizi ve Asena Otel:

Denize girebileceğimiz ve konaklayacak yer bulabileceğimiz yer olan Kadınlar denizini mevkiine gelip, Asena Otel’e giriyoruz. Üç yıldızı bulunan Asena Otel’in herşey dahil konsepti var ve kişi başı konaklama fiyatı 69 TL. Bir önceki hafta tatile gelseymişiz 89 TL ödeyecekmişiz. Eşimle oteli biraz gezdikten sonra burada konaklamaya karar veriyoruz. Girişler öğleden sonra olduğu için otele eşyalarımızı sabah saatlerinde bıraktıktan sonra, öğleye kadar kadınlar denizinde ufak çaplı bir araştırma yapıyoruz. İlk etapta ben kadınlar denizini çok ufak ve sıkıcı buldum. Daha büyük otelleri de görelim dedik ama çöp kokusundan otellere yaklaşmak ne mümkün. Ben eşime tatilimi kadınlar denizinde geçiremeyeceğimi söyledim.

Kuşadası Kadınlar Denizi


Sonra günübirlik turları araştırdık. Meğer çevrede ne kadar gezilip görülmesi gereken yer varmış.  Turlar arasında karar vermek çok zor. Fiyatları ilk duyduğunuzda yüksek gelebilir. Fakat Efes’e 20 TL giriş parası, açık büfe öğle yemeği ve yol parasını hesaplayınca 60 TL tur parası normal diye düşünüyorum. Hem zaten Otelden sezon indirimi olduğu için tatil bütçemiz günübirlik tura izin veriyor.
 
 
Hemen Efes ve Didim turlarına karar veriyoruz. Zaten sürekli Kadınlar Denizi’nde sıkılacağımdan beş gün burada sabit kalmam mümkün değil. Nihayet Otel’e giriş yapabildik ve iki saat uyuma fırsatımız oldu. Uyanınca ilk işimiz öğle yemeğimizi yemek. Kadınlar denizini şöyle bir geziyoruz ki bir de ne görelim. Yol kenarında ki kafelerin yemek fiyatları, kebapçıların yemek fiyatlarını geçmiş. Kafelerdeki tüm yazılar yabancı dilde. Hemen ayaküstü bir şeyler atıştırdıktan sonra halk plajından denize giriyoruz. Deniz çok güzel, fazla dalga yok, sığ ve çok temiz. Halk plajı çok kalabalık olduğu için bir daha halk plajına gelmiyoruz. Duş aldıktan sonra otel’in terasındaki havuzuna gidiyoruz. 1,60 m derinliğindeki havuz oldukça küçük. Bir de herkes havuzun içine zıplayarak atladığı için yüzmek pek mümkün değil. Havuzda aşırı bir klor kokusu var. Sonrasında havuzun bakımını yapan görevli ile görüşüyoruz. Havuzun düzenli bakımı yapılıyormuş. Tamam, havuz çok temiz ama klor kullanımı biraz abartılmış gibi geldi bize. Neyse terasta deniz manzaralı açık büfe akşam yemeğimiz sonrasında havuz görevlisi ile yaptığımız muhabbet sonucunda gezmemiz gereken yerlere nasıl ulaşacağımızı öğreniyoruz. Artık plan belirlendi. Tatilin ikinci günü Efes, üçüncü günü Didim turu, dördüncü günü Zeus mağarası ve Milli park’a gidilecek. Beşinci günü Kadınlar denizi özel plaj. Asena Otel’in kendine ait bir plajı ve Otopark’ı yok. Yani otomobiliniz varsa her gün 10 TL otopark parası ödeyeceksiniz. Her akşam yemek sonrası kadınlar denizinde yürüyüş yapıyoruz. Kadınlar denizinde Dream Bar dahil, yol boyunca tüm cafe ve eğlence mekanlarında eski yabancı şarkılar çalıyor. Bol turisti ve eski yabancı şarkıları ile bence Kadınlar denizinin tarzı Marmaris’e benziyor. Kadınlar denizinde Miracle Beach Club kapalı olduğu için göremedik.

Yürüyüş sonrasında odamıza çıkıyoruz ve denize sıfır otelin en önündeki odamızda balkon sefası yapıyoruz. Bize otelin konum olarak en güzel odalarından biri verildi. Otelde tüm odalar denizi görecek şekilde planlanmış. Bize verilen oda denizin her iki tarafını gördüğü için diğerlerinden daha özel. Balkon sefasını, ertesi gün Efes turuna katılacağımız için kısa kesiyoruz. 07:30’da açık büfe kahvaltıya teras’a çıkıyoruz. Ben poğaçalar, börekler hayal ederken, turist yoğunluğundan dolayı hazırlanmış mısır gevreği çeşitleri ile karşılaşıyorum. Yumurta, sosis, reçel, domates, salatalık ve çaydan oluşan sade bir Türk kahvaltısı sonrasında odamıza iniyoruz.

Akşam yemekleri, çorba,  4 çeşit yemek, 4 çeşit tatlı, içecek  ve çeşitli salatalardan oluştuğu için kahvaltıya göre daha zengin. Yemekler güzel, odalara her gün temizlik yapılıyor derken, tatilimizin son gecesi salata yerken salatadan 2 cm’lik tırtıl çıkması bizi şaşırttı. Olabilir, gözden kaçmıştır deyip, geçiştiriyoruz. Sonuçta Otel genel olarak temiz.
Kadınlar Denizi mevkiinde otelde duş alırken çeşmelerden akan su, deniz suyunun arıtılmışı gibidir. Kadınlar Denizi’nde kaliteli bir su ile karşılaşmanız pek mümkün değil. İki market var. Kadınlar denizinin sonunda Şok market ve son gün keşfettiğimiz Kadınlar denizinin başındaki Migros market. Migros’u bulana kadar adını dahi duymadığımız değişik tatlardaki sulardan içiyoruz. Bursalı olduğumuz için su kalitesini hemen anlayabiliyoruz.

Efes Turu:

Kahvaltıdan sonra sırt çantamıza pet şişe sularımızı doldurduk. Şapka ve güneş gözlüğümüzü alıp otelden 08:15’te çıkacaktık ki Lobiye indiğimizde Tur Rehberimiz Faruk bey’in bizi beklediğini gördük. 08:30 olan tur saatini beklemeden rehberimiz işini sağlama alıp, erkenden gelmişti. Büyük ve konforlu olan tur minibüsü turistler ile doluydu. Kuşadası merkezdeki birkaç değişik otelden turistleri aldıktan sonra Kuştur bölgesi ve Aquapark’ın yanından geçerek Efes’e doğru yol aldık. Gezdiğimiz yerler hakkında tüm tur boyunca bilgi veren Rehber Faruk Bey o kadar hevesliydi ki doğrusu onun bu enerjisi ile bizi de heyecan sarmıştı. Rehber Faruk Bey turda beş değişik ülkeden turist olduğunu ve zorlandığını söyleyince, biz onu İngilizce olarak dinlemeyi kabul ettik. Eşimin İngilizcesi benimkinden iyi olduğu için çoğu zaman rehberimizin söylediklerini bana eşim tercüme etti. Bazen de Türkçe açıklama levhalarını okuyarak bilgi edindik. Beş değişik ülke ve dilden insanla yolculuk yapmak ilginçti doğrusu. Efes’te gezdiğimiz sürece rehberimizi mavi şemsiyesinden bulduk. Her rehberin şemsiyesi olması, bulunmaları açısından kolaylık sağlıyor. Arada bir şemsiye kapanınca paniklemeyin, tur kalkış saati gelmeden rehberler Efes’ten ayrılmıyorlar.

Ephesus


Efes hakkındaki düşüncelerim; burası çok büyük bir antik şehir. Her yerden tarih fışkırıyor. Sanki herhangi bir yerde kazıya başlasanız hemen kalıntılarla karşılaşacaksınız. Büyülü bir şehirdir Efes. 200.000 kişilik nüfusa sahip Asya eyaletinin en büyük liman kenti olan Efes’te, biri oldukça büyük olmak üzere iki adet amfi tiyatro var. Büyük olan amfi tiyatroda dünyaca ünlü sanatçılar konser vermiş. Yol boyunca eskiden meşale görevini gören sütunlar var. Pazar yeri, hapishane ve kanalizasyon sistemi mevcuttur. Kazı çalışmaları halen devam ediyor. Rehberimiz bize araştırma için gelen Avustralyalılar ile birlikte Efes’i gezmeyi üç günde bitiremedikleri söyledi. Yani turda görülen kısımlar şehrin merkezi bölümleri. Kentin zenginlerinin oturduğu Yamaç Evlerin tabanlarında mozaikler var.
 
 
Aşağıda Efes'in ve Celsus kütüphanesinin kronolojisini anlatan taş tabletlerin resimlerini görebilirsiniz.

Efes'in Kronolojisi 1
Efes'in Kronolojisi 2
Efes Celsus Kitaplığı ile ilgili Kronolojik Veriler
 
Efes’ten ayrılıp seramik üretim ve satış yerine gidiyoruz. Burada bize seramiğin eller ile nasıl yapıldığını göstermek için kısa bir şov yapılıyor. Sonrasında elma suyu ikram ediyorlar ve seramik satış yerini geziyoruz. Eller ile bir kap oluşturup, bu kabın üzerine uygun kapak oluşturulabilen seramik sanatı hepimizi kendine hayran bırakıyor.

Efes Seramik Atölyesi


Seramik merkezinden ayrılıp, açık büfe öğle yemeğimizi yemeye gidiyoruz. Bahçede açık alanda yemeğimi yerken bir kedi bana musallat oluyor. Bende rahatsız oluyorum. Fakat bu duruma turistler hiç tepki vermiyor.
 


Meryem Ana Evi
 
Tekrar tur minibüsüne binip, Meryem Ana evine gidiyoruz. Rehberimiz bize burayı ziyaret etmek için Kuşadası’na iki adet büyük geminin geldiğini ve onlardan önce buraya ulaştığımız için çok şanslı olduğumuzu söyledi. Gerçekten biz ziyaretimizi tamamlayıp çıkarken çok kalabalıktı. Meryem ana evine girmeden bizi bir rahibe karşılıyor. Meryem Ana’nın son günlerini burada geçirdiği söyleniyor. Evin içinde sürekli mumlar ile karşılaşıyorsunuz. Bu mumları alanlar çıkınca yakıyorlar. Kutsal bir bölge olduğundan büyük bir sükûnet var. Evin hemen alt tarafında kutsal su ve dileklerin asıldığı bir duvar var.

Meryem Ana Evi hakkında tarihsel bilgilere bu linkteki tabletten ulaşabilirsiniz.
 
 
Meryem Ana Evini ziyaretimizi tamamladıktan sonra tur bizi, turistlere Türk Lokumunu tanıtmak amacı ile lokum satış yerine götürüyor. Burada turistler için güzel bir sunum hazırlanmış. Fakat ikram edilen elma suyu ve lokumlara biz turistlerden daha fazla ilgi gösterince ortaya ilginç bir manzara çıkıyor. Alıştığımız bir lezzet ne de olsa.

Selçuk İsa Bey Cami


Lokum satış yerinden ayrılıp, 1375 yılında Aydın oğullarından İsa Bey tarafından Şamlı Mimar Ali’ye inşa ettirilmiş olan İsa bey Camii’ne gidiyoruz. Burada turistlerin camiye girerken başını örtmesi ve inançlarımıza böyle saygılı olması örnek bir davranıştı.

Selçuk İsa Bey Cami
 
 
İsa bey Camii’nden sonra dünyanın yedi harikasından biri olan ve antik dünyanın mermerden inşa edilmiş ilk tapınağı olan Artemis tapınağı’na gidiyoruz. Artemis tapınağında çok eski yıllarda bir kişinin çıkardığı yangın sonucunda kalıntıların zarar gördüğü belirtiliyor. Gerçekten bu kısımda korunabilen çok fazla bir şey yok.

Artemis Tapınağı
 
 
Artemis Tapınağını gördükten sonra tur minibüsüne binince artık tur sona ermiştir diye düşünürken rehberimiz bize bir sürpriz yapıyor. Minibüs bir işletmenin bahçesine park ediyor ve rehberimiz çok fazla açıklama yapmadan isteyen gelebilir diyor. Biz merak edip rehberimizi takip ediyoruz. İçinde Club müziklerinin çaldığı bir binanın yanından geçiyoruz. Loş ışıkların bulunduğu defile salonuna gelip, afişi görünce deri üretim ve satış yerine geldiğimizi anlıyoruz. Aydın derisi ve halısı ile ünlü olduğundan tahmin etmeliydik. Bu salona ilk girdiğimde garip bir şekilde dejavu yaşadım.  Biz dinlenip, defilenin başlamasını beklerken elma suyu ikram edildi. Gün içerisinde üçüncü elma suyumuzu içtikten sonra defile başladı. Zaten deriye özel ilgim olduğundan zevkle izledim. Defilenin sonunda mankenlerden biri eşimi sahneye çekip, deri ceket giydirdi ve bende eşim podyumda yürürken bol bol fotoğraf çektim.

Defile sonrasında mağaza bölümüne geçip, ürünlere göz gezdirdikten sonra otellerimize doğru yol aldık. Tek tek herkes otellerine bırakıldı. Doğrusu yorulmuştuk, fakat buna değdi.
Ben Efes tur anılarımı yazdım. Daha detaylı bilgi sahibi olmak isteyenler aşağıdaki linke tıklayabilirler.
 
Tatilimizin üçüncü gününün sabahında kahvaltımızı ettikten sonra, ikinci turumuz için otelimizin hemen arka kısmında bulunan Peron tur’un şubesine gittik. Tur minibüsü henüz gelmemişti. Biraz bekledikten sonra yine aynı tur sürücüsü, aynı minibüs ile bizi almaya geliyor. Hemen yeni rehberimiz Deniz Bey ile tanışıyoruz. Deniz bey oldukça genç, Turizm Rehberliği mezunu, mesleğini severek yapan biridir. İkinci turumuzda 11 kişiyiz. Turist sayısı fazla olduğundan biz yine bilgileri Türkçe dinleme hakkımızdan feragat ediyoruz.

Fakat Deniz Bey her fırsatta bize önemli bilgileri Türkçe aktarmaya çalışıyor. Efes turumuzdan tanıdığımız bir kişiyi otelinden aldıktan sonra geri kalan sekiz kişilik Fransız grubu almak üzere Kuşadası merkeze gidiyoruz. 84 yaşında oldukça karizmatik Fransız arkeolog tur minibüsüne binerken ‘bonjur’ diyerek bizleri selamlıyor. Bunun üzerine şoförümüzün arkeologu ‘hoş geldin dayı’ diye karşılaması bizleri güldürüyor. Yolculuk esnasında yol kenarında silah atışı yapılıyordu. Tur minibüsünü durdurup, ne yaptıklarını sorduğumuzda 7 Eylül Aydın’ın kurtuluşunu kutladıklarını öğrendik. Rehberimiz bunu turistlere aktardı. Yolculuk esnasında Deniz bey’in Aydın’ın yerlisi olduğunu ve kışın zeytincilikle uğraştıklarını öğreniyoruz. Bundan sonra aynı şekilde zeytincilikle uğraşan şoför, biz ve Deniz bey arasında koyu bir muhabbet başlıyor. Muhabbet esnasında şoför Efes rehberimizden ‘NATO Faruk’ diye bahsedince, merak edip neden Faruk bey’i böyle nitelendirdiğini soruyoruz. Meğer Faruk Bey eskiden NATO’da çevirmenmiş. Söke’nin içinden geçtikten sonra Priene’ye nihayet ulaşıyoruz.

Priene Antik Kenti
 
 
Priene’ye girerken rehberimiz bize Efes kadar fazla kalıntı bulunmadığını, Priene’nin daha küçük bir yer olduğunu belirtiyor. Fakat Priene bizi kesinlikle Efes’ten daha fazla büyüledi. Tamam, çok büyük olmayabilir. Fakat Priene kavşak sisteminin geliştirildiği ilk şehirdir. Priene’yi dolaşırken her kısımda matematiğin kullanıldığını görebiliyorsunuz. Basamaklar ve köşeler tam 90 derece. New York asıllı Fransız Arkeolog her sütunun çevresinde 24 adet oyuk olduğu, güneşin dönerek bu oyukları teker teker doldurduğunu ve eski yıllarda bunun saat olarak kullanıldığını belirtiyor. İşte bakmak ve görmek arasındaki fark budur. Arkeolog bizlere pek çok yer gördüğünü söylüyor. 84 yaşında bizlere eşlik edebilmesi çok iyi. New York asıllı Fransız arkeolog ile fotoğraf çekinebilmek için bir ricada bulunuyoruz. Kabul ediyor, fakat sonrasında arkeolog bizden 6 dolar istiyor, biz şaka zannedip gülerken, gerçekten istiyorum diyor. Priene’nin mükemmel bir manzarası var. Mutlaka görülmesi gereken bir yer Priene. Priene’den ayrılıp, Milet’e gidiyoruz.
Milet’te amfi tiyatroda meydana gelen her ses, tiyatronun her noktasından duyulabiliyor. Milet’te kervansaraylar mevcut. Apollon tapınağı biraz uzak olduğundan bir benzerini Milet’e yapmışlar. Tapınağın yazları serin, kışları sıcak olabilme gibi bir özelliği mevcut.


Milet
 
 
Milet’ten ayrılıp açık büfe öğle yemeğimizi yiyoruz.
Yemek sonrası zaten hemen yakınımızda bulunan Apollon Tapınağı’na gidiyoruz. Devasa sütunlar mevcut. Planlı yerleştirilmiş olan bu sütunlarda zamanı anlamak için 24 oyuk yapılmış. Tapınağın içinde çok değişik hayvan figürleri ile karşılaşıyorsunuz. İnsanlar o zamanlar dinlerini gizlice yaşadıkları için Hıristiyanlığın o zaman kullanılan ortak gizli sembolü yere kazınmış. Sembol ortasında birbiri ile kesişen çizgiler bulunan daireden oluşuyor.
 
 
Apollon Tapınağı


Apollon Tapınağı’nı ziyaret ettikten sonra Didim Altınkum’a doğru yola çıkıyoruz. Yolda Rehberimiz ile Altın kum’da geçireceğimiz zaman konusunda sıkı bir pazarlık yapmaya başladık. Bin bir zorlukla rehberimizi Altınkum’da bir saat kalmaya ikna edebildik. Burada geçirebileceğimiz zaman bizim için çok önemliydi. Belki bir sonraki sene buraya deniz tatili yapmaya gelebilirdik. Bu yüzden bir saati gezerek değerlendirdik. Altın kum plajı çok kalabalık. Fakat Didim’in hafif esintili bir havası var. Havası bakımdan Kadınlar denizine göre Altın kum plajı daha iyi olsa bile, denizin temizliği bakımından Kadınlar denizi önde gelir. Çünkü Altın kum’da denize girdiğinizde hafif bulanık olduğunu gözlemliyorsunuz. Zaten bu kadar kalabalık insanın olduğu bir yer mutlaka bir miktar kirlilik barındırır. Gece club olarak Medusa çok ünlüymüş. Mekan ulaşım bakımından çok kolay bir yerde.


Didim
 
 
Otellerimize dağıtılmak üzere yola çıktıktan sonra, geçtiğimiz bir köyün içinden incir alıp, turistlere dağıtmamız, turistlerin çok hoşuna gitti.
Daha detaylı bilgi sahibi olmak isteyenler aşağıdaki linke tıklayabilirler.
 
 
Biz Efes ve Didim Turları için Peron Tur’u tercih ettik. Açıkçası Peron Tur’dan memnun kaldık.

Güvercinada Kalesi, Zeus Mağarası ve Milli Park:

Tatilimizin dördüncü günüydü. Turlarımız bittiği için göreceklerimizden habersiz, bizi daha monoton bir günün beklediğini düşünüyorduk. Malum Bursa’da yaşadığımız için Milli Park çok fazla hasretini çektiğimiz bir şey değildi. İşyerinden bir arkadaşımız bize ‘mutlaka milli parkı görün’ demişti.
Kahvaltımızı edip, otelimizden çıktıktan sonra ilk önce Güvercin ada kalesini görmeye gidiyoruz. Kalede dileklerin asıldığı duvarlar ve ağaçlar var. Kaleye yakın bir mesafede devasa gemiler bulunuyor.
 
 
Kalenin dar ve şirin sokaklarını gezdikten sonra milli parka gitmek için Terminale gidiyoruz. Terminalden Milli park minibüslerine bindik. Milli park minibüs ücretleri 14 TL. Milli park neredeyse 25 km civarı uzaklıkta olduğundan minibüs ücretleri yüksek. Anlaşılan bugün harcayacağımız para, tur parasını geçecekti. Park’ın bulunduğu muhit olan Güzelçamlı, çok sayıda villa şeklinde sitelerden oluşuyor.

Zeus Mağarası


Bizim gibi Zeus Mağarasını görmek için gelen bir aile ile birlikte bizde minibüsten iniyoruz. Daha önceden Milli Park’ı görmüş olan aile bize Parkın üçüncü koyunun çok güzel olduğunu söylüyor. Zeus mağarası konum olarak Milli Park’ın giriş kapısının sol tarafında, 200 metre içeridedir. Dilek Yarımadası Milli Parkı’nın adından dolayı mağaranın sağında ve solunda dilek ağaçları bulunmaktadır. Mağaradaki suyun derinliği 10-15 metre derinliğinde. Su derinliği fazla olduğundan suya girmeyi düşünmezken, bize Meryem Ana’nın bu mağarada yıkandığı ve bu suyun kadınları güzelleştirdiği söylenince mavi-yeşil renkli suyun kıyısında biraz dolaştık. Doğal bir havuz gibi olan mağara bizi gerçekten büyüledi.
 
 
Güvercinada Kalesi

Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı:

Milli parkın giriş parasını ödedikten sonra parka girdiğimizde milli parkta bulunan koyların giriş uzaklıklarını gösteren bir levha ile karşılaştık.
Milli Park ta bulunun koyların giriş kapısına uzaklıkları:
İçmeler koyu 1 Km.
Aydınlık koyu 5 Km.
Kavaklı burun koyu 8 Km.
Karasu koyu 10 Km.

Kuşadası Milli Park


Minibüse binip, bize tavsiye edilen üçüncü koya gidip, oradan geriye doğru yürüyerek gelip, üç koyuda görecektik. Harika manzara eşliğinde üçüncü koya doğru minibüs ile yolculuğumuza başladık. Yol kenarlarında seyir terasları bulunmaktaydı. Biz üçüncü levhanın bulunduğu yerde minibüsten indik. İndiğimiz gibi büyük bir yanılgıya düştüğümüzü fark ettik. Çünkü burası Aydınlık Koyu idi. Aydınlık koyunun iki girişi olduğu için, üçüncü levhanın Aydınlık Koyuna ait olması bizi yanılgıya düşürdü. Artık yapacak bir şey yoktu. Aydınlık Koyu’nda denize girmeye karar verdik. Plajın kum olmayıp, taşlardan oluşması sonucu denize girme çabalarım başarısızlıkla sonuçlandı. Denizin çabuk derinleşmesi ve denize giren fazla insan olmayışı beni korkuttu. Deniz çok temiz olduğu için eşim denize girdi, bende plajda güneşlenmeye başladım. Eşim denizde tek başına olmaktan sıkılmış olacak ki, denizde çok fazla zaman geçirmeden benim yanıma geldi. Tam ahşap şezlonga uzanacaktı ki eşim birden şaşkın gözlerle hemen arkamızda başlayan ormana bakıp, panik halinde ‘domuz’ diye bağırmaya başladı. Arkama baktığımda 50 metre kadar yakınımda bir domuz sürüsünün olduğunu gördüm. Plajdaki diğer insanlar, bize domuzların evcil olduğunu söyleyip, keyiflerini bozmadan yemeklerine devam ettiler. Domuzları korkutmak için elimize küçük taşlar alıp, domuzların neden avlanmadığını yerli halka sorduğumuzda domuzların koruma altında olduğu ve domuz öldürmenin beş bin Türk lirası para cezası olduğunu öğreniyoruz. Yerli halk nedense domuzlar konusunda çok hassas. Domuzlar koruma altında, kimse dokunmasın. Domuz sürüsünden huzursuz olup, üçüncü koya gitmek üzere dolmuşa binmek için, ana caddeye çıkan ormanın içindeki 500 metre uzunluğundaki yoldan domuz sürüsü ile karşılaşmanın heyecanı ve korkusu ile yürüdük.

Kuşadası Milli Park


Dolmuşların son durağı olan Kavaklı burun koyuna ulaştığımızda, Aydınlık koyu’ndaki manzaradan pek farklı bir şeyle karşılaşmadık. Tabi ki Kavaklı burun koyunda da domuzlar vardı. Domuzların haricinde değişik türdeki kuşlar ve minik bir kuş büyüklüğünde kelebekler. Buradaki doğanın büyüsünden etkilenip, domuzlarında zararsız olduğunu görünce keyif almaya başlamıştık. Manyetik alandan uzak tamamen doğal bir ortam içindeydik. Domuz macerasından sonra karnımızı doyurmak için koydaki tek restoran’a gittik. Tavuk Sote 15 TL, ayran 2,5 TL’lik fiyatları ile bize oldukça pahalı geldi. Yemeğimizi yedikten sonra denize girip, güneşlendik. Deniz, Aydınlık koyu’ndaki gibi dibi taşlarla döşeliydi. Fazla hareket etmediğiniz müddetçe arılar zarar vermese de güneşlenirken arılardan korunmanız gerekiyor. 2 km uzaklıktaki Karasu koyunu bulunduğumuz yerden görebiliyorduk. Tekrar minibüse binip, İçmeler Koyuna gittik. İçmeler koyu’nda diğer koylardan farklı olarak plajın kumsal olduğunu görünce İçmeler Koyu’nda bolca vakit geçirmeye karar verdik. Hem girişe en yakın, hem de kumsalı olan Koy, İçmeler olduğu için oldukça kalabalıktı. Üstelik deniz, İçmelerde çabuk derinleşmiyordu. Turlarla tekneler yakın yerlere demir atıyorlardı. İçmelerde domuz göremedik. Fakat güneşlenirken arılar yine çevremizdeydi. Doğası kesinlikle büyüleyiciydi. Doğal ortamına zor alıştığımız Milli Parktan çok zor ayrıldık. Macera dolu bir gün yaşatmıştı bize Milli Park.  Güzelçamli Milli parki adeta dogal bir botanik bahçesidir.
Mayis – Ekim aylarinda denize girildigi için, özellikle hafta sonlarinda bir çok turist gelmektedir. Hafta sonu gezmeye gelenler genelde burada piknik, temiz havayı özleyenler ormandaki patikalarda yürüyüş ve tırmanış yapabilir. Plajlarda günü birlik turistler için duş, soyunma kabini, içme suyu, tuvalet ve küçük ihtiyaçlarin karşılanabilecegi bir büfe bulunmaktadır. Günü birlik kullanım için su, soyunma kabinleri, piknik masaları vardır.
 

Yorumlar - Yorum Yaz



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam57
Toplam Ziyaret573639
Seyahat Valizi Search
Özel Arama