• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Kapadokya

Herkesin en az bir kere gitmesi, görmesi gereken bir yere, güzel atlar ülkesi Kapadokya'ya gidiyoruz. Gezimiz için tur şirketlerinin düzenlediği 3 gün 4 gece sürecek bir tur programını tercih ettik. Bir yere ilk kez gidiyor ve mümkün olduğunca yer görüp, bölge hakkında mümkün olduğunca çok şey öğrenmek istiyorsanız rehberli bir turu tercih etmek her zaman en iyisidir.
Öncelikle size rehberimizden ve gezimizde çevreden öğrendiğimiz kadarıyla az çok Kapadokya tarihinden bahsedelim. Milyonlarca yıl önce bir iç deniz olan ve volkanik  dağlar, Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkan Peri  bacalarını kapsayan Kapadokya, Türkiye’nin tam ortasında, Nevşehir ili merkezde olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerinin bazı bölümlerini de içine alan bölgededir. Kapadokya Paleolitik dönemden bu yana önce Hitit İmparatorluğunun, Hitit İmparatorluğunun yıkılmasıyla Asur ve Frigya'nın, ardından Pers işgali ile Perslerin vatanı olmuştur. Büyük İskender'in Persleri yenilgiye uğrattığı zamanlarda bölgede Kapadokya krallığı kurulur. Daha sonraki yüzyıllarda son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma'nın bir eyaleti haline gelir. M.S 3. yüzyılda bölgeye Hıristiyanlar gelir ve Kapadokya bölgesi, Hıristiyanlar için hem ibadet, hem eğitim hem de yüzyıllar boyunca derin vadileri ve volkanik yumuşak kayalardan oydukları yapılarla güvenli bir sığınma bölgesi haline gelmiştir. Kapadokya'daki birçok manastır, 3. Leon'un ikonları yasaklamasıyla ikonoklasm yanlısı insanların bölgeye sığınması ile M.S 7.yüzyılda kurulmuştur. M.S 11.yüzyılda Selçukluların eline geçen bölge daha
sonraki yüzyıllarda Osmanlı egemenliğinde olmuştur. Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924-25 yıllarındaki mübadele ile bölgeden ayrılmışlardır.
Şimdi sizlere ilk günden başlayarak gezdiğimizi, gördüğümüzü, yediğimizi, içtiğimizi ve en önemlisi; rehberimiz ve bölge esnafından öğrendiklerimizi aktaralım. Akşam Saat 22.00 civarı İstanbul'dan başlayan otobüs yolculuğumuz, gece boyu Kocaeli ve Ankara'dan da tura katılanları da alarak sabah saatlerinde Nevşehir'e 40 km uzaklıkta, Kırşehir yolu üzerinde bulunan Hacı Bektaşi Veli Türbesi'nde son buldu.

Hacı Bektaşi Veli Müzesi  

Hacı Bektaşi Veli Müzesi: Müzenin girişindeki krokiden edindiğimiz bilgiye göre Hacı Bektaşi Veli müzesi 24 ayrı bölümden oluşmaktadır. Bunlar; Cümle Kapısı, Birinci Avlu, Üçler Çeşmesi, Mihman Evi, çamaşırhane, Üçler Kapı, Aslanlı çeşme, Havuz, Müze İdaresi, İkinci Avlu, Aşevi, meydan Evi, Kiler Evi, Cami, Altılar Kapısı, Mezarlar, Hazret Avlusu, Mezarlar, Çilehane-Kızılca Halvet, Güvenç Abdal Türbesi, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Kırklar Meydanı, Balım Sultan Türbesi ve Karadut Ağacı'dır.
Hacı Bektaşi Belediyesi, Hacı Bektaşi Veli Müzesi, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Hacı Bektaşi Veli Felsefesi, Öğretisi, sözleri ve tarihi ile ilgili size burada ancak
kısıtlı bilgiler verebiliriz ve böyle önemli bir yer ve düşünce hakkında her ne kadar tüm öğrendiklerimizi aktarmaya çalışsak ta yine de yeterli olmayabiliriz fakat sizler bu bölgeye, bu felsefeye ilgi duyuyorsanız bu konuda harika bir şekilde hazırlanmış bir siteyi sizinle paylaşmakta fayda görüyoruz.

http://www.hacibektas.com

Eğer Hacı Bektaş'a henüz yolunuz düşmediyse, bu sitede Hacı Bektaş Veli Müzesini sanal olarak gezebilir, Hacı Bektaş Belediyesi ile ilgili coğrafi, kültürel, tursitik haberleri okuyabilir ve Hacı Bektaş kültürü ve tarihi ile yeterince bilgi edinebilirsiniz. Zira bizde gezimizden önce bu siteden son derece ilginç ve yeterli bilgi edinmiştik.
Sitemizde de Hacı Bektaşi Veli Müzesinde, müzeyi tanıtan tabelaların büyük hallerini görebilir ve Hacı Bektaş Veli hakkında bilgi alabilirsiniz.

Hacı Bektaş Veli Cem Evi Tabelası
Hacı Bektaş Veli Pir Evi Tabelası
Hacı Bektaş Veli Tüm Bölümleri
Hacı Bektaş Veli'nin girişinde yazan söz
Hacı Bektaş Veli Öğütler ve Kurallar Tabelası
Hacı Bektaş Veli Krokisi

Hacı Bektaş Veli'deki gezimiz yaklaşık olarak 2 saat sürüyor. Bunun ilk yarım saatinde rehberimiz bize çevreyi gezdirerek gerekli tarihi ve kültürel bilgileri veriyor ve daha sonrasında müzeyi ve bölümlerini rahatça gezmek, fotoğraf çekmek ve çevredeki hediyelik eşya satan dükkanları gezmek için 1,5 saatimiz daha kalıyor.

Hacı Bektaş Veli'de çektiğimiz fotoğraflarımızı görmek için tıklayınız.

Bize verilen zaman bittikten sonra tekrar otobüsümüze binip Kayalık Kapadokya denilen bölgeye doğru ilerliyoruz. Bu esnada otobüste Rehberimizin bize Kapadokya ve Nevşehir hakkında ilettiği temel bazı bilgileri sizinle paylaşalım.
Peri bacaları oluşumlarını içine alan kayalık Kapadokya bölgesi, Göreme, Avanos, Ürgüp, Uçhisar, Ortahisar, Zelve, Derbent Vadisi, Paşabağlar, Çavuşin ve Derinkuyu, Kaymaklı gibi yeraltı şehirlerini içine alan bölgenin tamamına denmektedir.
Nevşehir'in ilkçağlardaki adı Nisa'dır. Damat İbrahim Paşa'nın bölgeye 'Yeni Şehir' manasına gelen Nevşehir adını vermiştir, Nevşehir üzüm ve patatesi ile ünlüdür. 
Bölge Üzüm yetiştirilmesinden dolayı şarap, sirke ve üzüm pekmezi ile de ün kazanmıştır.

Kapadokya Peri Bacaları 

Onyx Atölyesi: Otobüsümüz Kızılırmak üzerinden bir köprüden geçerek Avanos'a ulaşıyor. Kızıl ırmağın ortasındaki bir ada da Kızılırmak'tan çıkan killi toprağı temsilen bu çamurdan yapılmış çanak ve çömlekler bulunuyor. Avanos'ta ilk durağımız Onyx taşının işlendiği bir atölye. Onyx taşı mermeri andıran fakat volkan ve minerallerden oluşan bir taş türü. Onyx taşı volkanik bir bölge olan Kapadokya'da bir çok renkte ve bol miktarda bulunuyor. Bu renklerin içinde 45-50 m derinlikten çıkarılan onyx taşı yeşil ve sertlik derecesi en yüksek olandır. Onyx taşının diğer renkleri kahverengi, beyaz ve siyah oluyor ve onyx taşını diğer taşlardan ayırt etmenin yolu ışığa tuttuğunuzda saydam bir görüntü sunması. Onyx atölyesinde aynı zamanda radyasyona karşı emici özelliği olduğu bilinen obsidiyen taşı da işleniyor. Obsidiyen taşının sertlik derecesi çok yüksek olduğundan tarih boyunca ok, mızrak ve bıçak ucu olarak kullanılmış. Onyx atölyesinin diğer bir bölümünde de zümrüt, yeşim, yakut, elmas, safir, zirkon, ametist, aytaşı, akik gibi değerli ve yarı değerli taşlar altın ve gümüş üzerine işlenerek çeşitli takılar ve hediyelik eşyalar haline getiriliyor. Onyx atölyesi gerçekten birçok taşı, en güzel halleriyle işlenmiş olarak bulabileceğiniz bir yer fakat turistik bir bölgede olması sebebiyle mücevher, takı ve hediyelik eşyaların fiyatları oldukça yüksek. Her ne kadar Türk müşterilere bir indirim yapsalar da eğer programınızda özellikle değerli taşlardan oluşan mücevherler satın almak yoksa bakıp görmekle yetinebilirsiniz.

Onyx atölyesinden çıktıktan sonra atölyenin çok yakınında olan Avanos Restoran'a öğle yemeğine gidiyoruz. Genelde kültür turlarında olduğu gibi burada da öğle yemeği tur ücretinin haricinde ekstra. Öğle yemeği açık büfe 16 TL fakat bu fiyata kesinlikle içecekler dahil değil. Ayrıca içecekler için de 3 ile 5 TL arasında bir meblağ ödemek zorundasınız. Bunu burada özellikle belirtiyoruz çünkü kalabalık bir aile ile tura çıkarsanız ekstra bir öğle yemeği bütçesi de ayırmanız gerekebilir. Tur şirketleri öğle yemeklerinde sizi kendi seçtiği bir mekana götürdüğü için, bu mekanlarda deyim yerindeyse turistik bölgelerde ve doymuş esnaf olduklarından, ayrıca bu zamanlar da gruptan ayrılmak ta pek mümkün olmayacağından için kültür turlarında öğle yemekleri hem pahalı olurlar hem de pek bir şeye benzemezler. Nitekim Avanos restoranın yemekleri de birçok iş yerinin yemekhanesinden bile lezzetsiz ve kötüydü. Ama restoranın tatlı çeşitlerine hiçbir eleştiri de bulunamayacağız. Tatlılar hem gereğinden fazla çeşitli hem de gerçekten çok lezzetlilerdi. Sanırız yabancı turistler tatlıyı çok seviyor. :D
 

Derinkuyu Yeraltı Şehri: Kapadokya bölgesinde onlarca yer altı şehri olmasına rağmen bunların en büyüğü Derinkuyu yeraltı şehri, İkincisi de Kaymaklı yeraltı şehridir. Bu yeraltı şehirlerinin hepsinin birbirine bağlı olduğu ve birbirleri arasında tünellerle ulaşım sağlandığı iddia ediliyor. Tabi günümüzde bu tüneler kapalı olduğundan ancak bu tünellerin başlangıç noktalarını görmek mümkün. Yeraltı şehirlerinin güvenlik amaçlı, düşmanlardan ve doğa şartlarından korunmak için yapıldığı, yapımına Hititler zamanında başlandığı ve binlerce yıl geliştirilerek yapımının sürdüğü söyleniyor. Rehberimiz her ne kadar tarihi bilgisine sığınarak yeraltı şehirlerinin bölgede yaşayan Hıristiyan halkın, Arap istilasından korunmak için yer altı şehirlerine sığındığını ve yeraltı şehrindeki tünellerin savunma amaçlı dar olduğunu söylese de, insan burayı görür görmez burada bizden çok daha ufak bir ırkın yaşadığını düşünüyor. Zaten hakkında birçok rivayet olmasına rağmen peri bacaları ismi de sanki böyle bir ırkı kastediyor gibi geliyor insana. Çoğu yerde alt katlara inen tüneller o kadar dar ve alçak ki, tek sıra halinde ve iki büklüm eğilerek ilerlemek zorunda kalıyorsunuz. Derinkuyu yeraltı şehrinin 50'nin üstünde havalandırması olmasına rağmen, özellikle yukarı tırmanırken daracık tünelde birde karşıdan gelen biri ile karşılaştığınızda veya kalabalık olduğunda hava size yetmiyormuş gibi geliyor. Yeraltı şehrinin ilk katlarının ağıl, kiler, mutfak ve depo olarak kullanıldığını, alt katların daha çok yaşam bölgesi ve kültürel alanlara ayrıldığını öğreniyoruz. Yeraltı şehrinde yaşanmayan zamanlarda bile bölge halkı ilk katları soğutma amacı ile besinlerini depolamak için kullanmış. Her ne kadar Derinkuyu yeraltı şehri 11 kat olsa da sadece 8 katı ziyarete açık ve biz neyse ki sadece 5 katını ziyaret ediyoruz. Sonuçta ne kadar ilginç olursa olsun yerüstünde yaşamaya alışmış insanlar için burası cidden ürkütücü ve boğucu gelebiliyor.

Derinkuyu Yeraltı Şehri  

Derinkuyu yeraltı şehrinden çıktıktan sonra epey bunaldığımızdan ve bütün gece yolculuk yapmanın verdiği yorgunluk ta iyice üzerimize çöktüğünden rehberimiz mecburen bir çay molası vermek zorunda kaldı. Yarım saat kadar dinlendikten sonra tekrar otobüsümüze binip, Zelve'ye doğru yol alıyoruz. Zelve birçok çeşitte peri bacalarının en yoğun bulunduğu 3 vadinin bulunduğu alana deniyor. Zelve'de alışveriş yapmak için vadi girişinde dükkanlar bulunuyor. Vadiler hemen anayolun kenarındaki yürüyüş yolundan başlıyor. Burada peri bacaları arasında dolaşıp, yürüyüş yapmak ve fotoğraf çekmek çok rahat fakat rüzgar estiğinde yerdeki kumlar havalandığından gözünüzde gözlük veya yüzünüzü örtecek bir şal gerçekten işinize yarayacaktır. Zelve'de görebileceğiniz en önemli kiliseler, Üzümlü Kilise, Balıklı Kilise, Haçlı Kilise ve Geyikli Kilise'dir. Bu kiliselerin tümü dik kayaların içine oyulmuş yapılar. Bazıları çok katlı olan yapıların çoğunda pencereler bulunuyor. Yine bu bölgenin yakınında bazı oteller de kayalara oyularak yapılmış. Zelve'den sonra çok yakınında bulunan Paşabağları'na geçiyoruz. Burada Aziz Simeon şapeli bulunuyor. Bildiğiniz üzere şapel tek kişilik kilise ve ibadet yeri anlamına geliyor. Aziz Simeon'un burada 7 yıl inzivaya çekildiği, sadece yiyecek getiren müritlerinden yiyecekleri almak için dışarıya çıktığı söyleniyor. Şapel'in içini göremedik çünkü girişi gerçekten tehlikeli olabilecek kadar dik ve yüksekliği 15 metre civarında.

Kapadokya Peri Bacaları 

Gezimiz bittikten sonra çok derece ilginç bir peri bacası örneği olan, ve şu anda kafe olarak işletilen Peri kafe diye bir yere geliyoruz. Peri kafe'nin içinde bulunduğu peri bacası 5 kattan oluşuyor. İlk kata çıkmak için bile dik, dar tahta bir merdivenle 1 metre kadar tırmanmalısınız. Daha sonraki katlara içeriden oyulmuş kaya merdivenlerle çıkılıyor. İlk kat yaklaşık olarak 1+1 bir ev büyüklüğünde ve doğal olarak peri bacası yukarı doğru daraldığından çıktığınız her katta alan daralıyor. İçerisi tamamen otantik tarz da döşenmiş fakat biz dışarıda peri bacalarının bulunduğu vadi'yi gören masalarda oturmayı tercih ediyoruz.

Kapadokya Peri Kafe 

Hitit Şarap Sürahisi Çanak Çömlek Atölyesi: Peri bacaları tarlalarımızı gördükten sonra yine Tur şirketimizin seçtiği bir çanak çömlek atölyesine gidiyoruz. Burada çamur aşamasından, ürünün son aşamasına nasıl geldiğine dair ufak bir brifing alıp, yan atölyede çanaklara, çömleklere, kap, kacağa nasıl şekil verildiğini görüyor, hatta bizde bunu deneme şansı buluyoruz. Burada en çok ilgimizi çeken ürün Hitit dönemine ait bir şarap sürahisi. Hem dizaynı, hem kullanımı gerçekten çok ilginç. Ürün resimde gördüğünüz gibi ortasındaki yuvarlak bölümden kolunuza asılıyor ve eğildiğiniz anda şarabı bardağa dökebilirsiniz. İddiaya göre Hititler güneş tanrısına inandıkları için bu şarap sunumunu güneşin hareketlerine göre yapıyorlarmış. Atölye'de öğrendiğimiz en ilginç bilgide ürünlerin kalitesinin çınlama sesinden anlaşılıyor olması idi. Daha sonra atölyenin satış bölümüne geçiyoruz. Atölyenin ürünleri gerçekten takdire şayan ürünler ve yine Türk müşterilere indirim olmasına rağmen, İstanbul - Eminönü civarında bulunan dükkânlarda çok daha ucuza benzer ürünleri bulabileceğimizi bildiğimizden buradan da bir şey almadan çıkıyoruz. Tabi bu gruptaki herkes için geçerli değil.

Çanak çömlek atölyesinden çıkınca artık yorgunluk, uykusuzluk ve kir pastan tükenmiş olan gurubumuz otele dönmek istiyor. Zaten tur programını da çoktan yazdığından 
farklı bir hale getirmiş olan Rehberimiz bizleri kırmıyor ve konaklayacağımız otelimize gidiyoruz.

Büyük Avanos Oteli: Kapadokya turumuz boyunca kalacağımız otelin ismi Büyük Avanos Otel. Aslında biz farklı bir oteli seçmiş olmamıza rağmen son anda tur şirketi oteli değiştirdi ve bizde turu gerçekleştirmek istediğimiz için bu durumu kabul ettik. Sizlere otel hakkında bilgi verelim çünkü zaten bu yazıları yazmamızın asıl sebebi okuyan insanların gerçek ve deneyimlenmiş bilgilere ulaşması. Otelin odaları büyük ve rahat. Her oda da tv ve buzdolabı bulunuyor. Odalar sıcak ve sürekli sıcak su mevcut fakat odaların temizliği için maalesef iyi şeyler söyleyemeyeceğiz. Tüm tur gurubunun fikir birliği ettiği bir diğer eleştirel konu da otel personelinin suratsızlığı. Hiç abartmadan belirtebilirim ki; Büyük Avanos otel hayatımda gördüğüm en pis ve en suratsız elemanlara sahip olan oteldi. Sık sık seyahat ettiğimden ve bu seyahatlerin çoğu Türkiye içinde olduğundan bilirim ki; Türkiye otelleri genelde her zaman tertemiz, düzenli ve elemanları güler yüzlüdür fakat Büyük Avanos otel bunlardan biri değil. Odalarımıza yerleşip, tatlısı bol yemeği az açık büfe yemeğimizi de yedikten sonra uyuyup dinlenmekten başka hiçbir şey düşünemiyoruz. Keşiflerle dolu bir Kapadokya günü daha bizi bekliyor.

Göreme Açık Hava Müzesi: ikinci gün ilk durağımız Göreme Açık Hava Müzesi. Öncelikle Göreme'den bahsetmek gerekirse, Göreme, Kapadokya bölgesinde peri bacalarının,  kayaların içine oyulmuş yapıların en çok görülebileceği yer diyebiliriz. Göreme Açık Hava Müzesi de bu kayalara oyulmuş yapıların en çok bulunduğu alan. 15-20 adet manastırın bulunduğu açık manastır, 1 şapel ve 2 kilise ziyaret edeceğiz. Ziyarete gittiğimiz gün ziyaretçi yoğunluğu çok olduğundan kayadan oyulmuş manastırlara gruplar sıra bekleyerek girebiliyor çünkü manastırların ve kiliselerin içerisi ancak 30-40 kişinin sığabileceği boyutta. İlk ziyaret ettiğimiz manastır Kızlar manastırı. Kızlar manastırı 5 katlı büyük bir yapı ve isminden de anlaşıldığı üzere kızların eğitim görmüş olduğu bir manastır. İçinde yemekhane, kilise, yatma bölümleri bulunuyor. Manastırların çoğunda fresklere zarar verdiği için flaşlı fotoğraf çekmek yasak. Bazı manastırlarda, manastırın içi az ışık aldığından freskler çok daha canlı ama bazı manastırlarda yılların tahribatı ile freskler hiç belli olmuyor. Buradan sonra bölgedeki Manastır hayatına fikirleri ile hayat vermiş olan Aziz Basil Şapeline gidiyoruz. Kilise ve Şapel girişlerinde bulunan ve kolonlarla ayrılan bölüme Narteks deniyor. Bu şapelin narteks bölümünde önemli kişilerin gömüldüğü bir mezarlık var. Aziz Basil Şapeli hakkında size daha fazla bilgi verebilmek için Şapel'in girişindeki yazıyı size aktaralım: Göreme Açık Hava Müzesinin girişindedir. Sütunlarla ayrılan narteks te mezar çukurları bulunmaktadır. Nef enine bezik tonozlu, dikdörtgen planlı ve üç apsislidir. Dikdörtgen nefin sol uzun yüzünde biri büyük, ikisi küçük, üç apsis bulunmaktadır. Kilise 11.yüzyıla tarihlenmektedir.
Aziz Basil Şapeli Sahneleri: Ana Apsiste İsa portresi, Ön yüzünde Meryem ve çocuk İsa, kuzey duvarında at üzerinde Aziz Theodore, güney duvarında ise yine at üzerinde ejder ile savaşan aziz George tasviri, aziz Demetrius ve 2 azize tasviri bulunmaktadır.

Göreme Açık Hava Müzesi  

Tam Aziz Basil Şapelinden çıkarken şansımıza yağmur yağıyor ama uymamız gereken bir program olduğundan rehberimiz aynen tura devam ediyor. Daha sonra Elmalı Kilise'ye geçiyoruz. Elmalı kilise'ye bir tünelden geçiliyor. Biz içerideki grubun çıkmasını beklerken yağmurdan korunmak için bu daracık tünellere ve kaya çıkıntılarının altına sığınıyoruz. Elmalı kilise'de bulunan bir fresk'te Mikail'in elinde küresel bir nesne olduğundan ve bu elma'ya benzetildiğinden bu kiliselin adı Elmalı kilise olarak kalmış. Elmalı Kilise'de freskler bu civardaki kiliselerdeki fresklerin çoğundan çok daha canlı çünkü kilise nispeten karanlıkta kalıyor.
Göreme Açık Hava Müzesinde en son ziyaret ettiğimiz kilise yılanlı kilise. Bu kilise dar ve uzun bir kilise ve duvarlardaki freskler de bir ejderha resmi olduğu için  de ismi yılanlı kilise olarak kalmış. Rehberimizin duvarlarda bulunan her fresk ile ilgili bir açıklaması ve hikayesi vardı fakat çok canlı resimler çekemediğimiz için
bu freskleri görmeden size hikayelerini burada anlatmakta çok anlamlı olmayacaktır.

Halı Atölyesi: Muhteşem Göreme açık hava müzesi ziyaretimizden sonra ıslak kıyafetlerimizi değiştirmek üzere yakında bulunan otelimize uğruyor ve öğle yemeği için testi kebabı yemeye gidiyoruz. Testi kebabının önceden çok methini duymamıza rağmen bu konuda tamamen hayal kırıklığına uğradığımızı söylemek hiç yanlış olmaz. Artık  testi kebabı mı o kadar harika bir yemek değil, yoksa bizim gittiğimiz restoran mı hakkını verememiş bunu bilemiyoruz. Öğle yemeğimizi yedikten sonra Kapadokya civarında yine ünlü olan bir başka sanatı görmek için halı atölyesine gidiyoruz. Burada el dokuma halılarını, nasıl dokunduğunu, ne tip el dokuması halıları olduğunu öğrenebileceğimiz bir sunumu, bize ikram edilen içecekler eşliğinde dinleyeceğiz. Size bu sunumdan aklımızdan kalanları aktaralım: Halı dokuma Orta Asya'da yaşayan yörüklerden günümüze gelen bir çalışma. Halı dokunurken tezgâhta dikey (atkı) ve yatay (çözgü) ipler oluyor ve üzerine attığınız düğümlere göre halı şekilleniyor. 
Dünya da iki farklı düğüm şekli var. Tek düğüm (İran düğümü) ve çift düğüm (Türk Düğümü). İki düğümleme arasında hem dayanıklılık hem de görüntü farkı bulunuyor. Tarihte bulunan en eski halının da çift düğüm olmasından dolayı Türk halısı olduğu düşünülüyor. Halı atölyesinde bize sunum yapan kişi, halı dokumanın tamamen matematik işi olduğunu, bir halı'da en önemli şeyin düğüm sıklığı olduğunu ve halı'nın değerini de düğüm sıklığının ve iplik kalitesinin belirlediğini söylüyor. Ayrıca
santimetre karesinde 16 düğüm küçük bir duvar halısının bile 5-6 ayda tamamladığını öğreniyoruz. Halı dokuma da en önemli şeyin kesme işlemi olduğunu, keserken yanlışlıkla kesilen bir ipin tüm halıyı mahvedebileceği de öğrendiğimiz bilgiler arasında. İp çeşitlerinden de bahsetmek gerekirse bunlar; yün ipliğe yün dokuma, pamuk ipliğe pamuk dokuma, pamuk ipliğe yün dokuma, ipek ipliğe ipek dokuma oluyor.

Kapadokya Halı Tezgahı  

Halı atölyesinden çıktıktan sonra, önce zamanın ünlü dizisinin çekildiği Asmalı konağı, daha sonra da yörede yine yaygın olan şarap mahzenlerini ziyaret ediyoruz ve tabi önce şarabın yapılışına dair bilgi alıp daha sonra şarap satın almak için mağazaya geçiyoruz. Şarap mahzenleri 2.günümüzde son uğrak yerimiz. Şarap mahzenlerini gezdikten sonra rehberimiz bizi programda olmamasına rağmen yolumuz üstünde olduğundan ve ününü çok sık duyduğumuz Kızıl vadiye götürüyor. Kızıl vadi adını tamamen oradaki kaya oluşumlarının renginden dolayı almış. Zaten kızıl görünen kaya oluşumları gün batımlarında ayrı bir güzellik aldığından insanların gün batımlarında sık sık ziyaret edip şaraplarını içtiği bir yer haline gelmiş. Sanırız ki şarap mahzenlerine bu kadar yakın olması sebebiyle de böyle bir yer haline gelmiş olabilir.

Kapadokya Kızıl Vadi  

Akşam otelimize döndükten sonra guruptan bazı arkadaşlarımız rehberimizle birlikte Türk gecesine katılmak üzere otelden ayrılıyorlar. Biz bu geceye katılmadığımız için sizlere bilgi veremeyeceğiz fakat akşam eğlenmek için çıkan arkadaşlarımızdan hem Türk gecesinde, hem de onun sonrasında hep beraber nasıl eğlendiklerini duyunca sabah pişman olmadık diyemem.

Narlı göl: Üçüncü ve son günümüzde valizlerimizi de alarak kahvaltıdan sonra otelden ayrılıyor ve bol bol Büyük Avanos otelin dedikodusunu yapıyoruz çünkü son sabah ettiğimiz kahvaltıda gördüğümüz suratsızlık hepimizin canına yetmiş durumda. Kapadokya gezimizin son gününde ilk durağımız yolumuz üzerinde bulunan ve volkanik bir arazi içerisinde yer alan Narlıgöl (Krater Gölü). Burada yarım saatlik bir kahve ve fotoğraf molası veriyoruz.Narlı gölün eski adı Acı göl. Gölün büyüklüğü 2500 metrekare. En derin yeri de 65-70 metre. Suları sodalı olduğu için sağlık açısından önemli. Göl çukurda kaldığından kışın bile o bölge de ılıman iklim sürüyor ve kar tutmuyor. Narlı gölde en çok ilgimizi çeken Narlı gölün kenarında zamanla ve doğa olayları ile yer üstüne çıkmış olan bir yeraltı şehri.

Narlı Göl  

Ihlara Vadisi: Narlı gölden sonra 2 saat daha yol alarak Melendiz Çayının oluşturduğu bir kanyon-vadi olan Ihlara vadisine ulaşıyoruz. 14 km uzunluğunda 150 m. derinliğinde 300 m. genişliğinde ve 28 kıvrımdan oluşan Ihlara vadisinde keşişlerin inzivaya çekildiği kiliselerden birkaç tanesi Agacaltı kilisesi, Yılanlı kilise ve Sümbüllü kiliseleri geziyoruz. Ihlara vadisindeki kiliseler Göreme Açık Hava Müzesindeki kiliselere epey benziyor. Ihlara vadisine 100 den fazla merdiven ile iniliyor ve manzara gerçekten görmeye değer. Kanyonlar herhalde doğal oluşumların en estetik, en büyüleyici olanlarıdır. Ihlara vadisi kişisel olarak benim Kapadokya gezimizde en çok etkilendiğim yerdir. Hem kanyondaki Melendiz çayı, hem Ihlara vadisinin doğası hem de vadideki kiliselerin oyulduğu kayaların görüntüsü tek kelimeyle doğa harikası idi. Ihlara vadisinde 1 saat kadar zamanımız oluyor ve daha sonra tekrar vadiden yukarı merdivenlerden tırmanarak, Ihlara Vadisi manzaralı bir mekanda öğle yemeğimizi yiyip Tuz gölüne hareket ediyoruz.

Ihlara Vadisi  

Tuz gölü: Yine yolumuz üzerinde olan Tuz gölündeyiz. Tuz gölünün yol boyunca seyri bizim geldiğimiz gün mü o kadar güzeldi, hep mi öyledir bilmiyoruz ama o gün cidden çok hoş. Tuz gölü resmen rengarenk. Bir yerde yeşil görünen göl, yapısı sebebiyle yer yer bembeyaz ve bazı yerlerde inanılmaz bir şekilde eflatun görünüyor. Tuz gölünün kenarında da yarım saatlik bir çay molası verdikten sonra yorgun ama mutlu bir şekilde İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz. Gece 01.00 civarında İstanbul'dayız.


Son söz: Kapadokya ve Ihlara Vadisi her insanın hayatı boyunca bir kes olsun gidip görmesi gereken bir yer...  

Kapadokya gezimize ait tüm fotoğrafları görmek için tıklayınız. 

Yorumlar - Yorum Yaz



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam8
Toplam Ziyaret569992
Seyahat Valizi Search
Özel Arama