• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Trabzon


“Heyy, duydun mu, Trabzon’da bir kongre varmış, hem de tam benim ilgilendiğim konuda. Gitmek istiyorummm!!! “
Bu cümleyle başlayan yolculuk niyeti, Trabzon’lu arkadaşların Trabzon’a düzdükleri methiyelerle perçinlendi ve Temmuz başında Trabzon’a doğru yola çıktım. İşin “iş” kısmının çoğu kişiye ilginç gelmeyeceğini varsayarak gezdiğimi, gördüğümü, yediğimi, içtiğimi anlatacağım. İstanbul’dan 1079 km olan yol otobüsle neredeyse bir gün, uçakla bir buçuk saat sürüyordu. Ben de doğal ama biraz daha pahalı olan seçimi yaptım. Uçak bileti fiyatlarının Temmuz ayı itibariyle Hazirana nazaran iki katına çıktığını dehşet içinde gördüm. Meğerse o mevsimde gurbetçiler memleketlerine akın ediyorlarmış, malum, borsa gibi olan bilet fiyatları da tavan yapmış. Neyse, hamama giren terledi ve nihayet az işkenceli bir şekilde hedefe ulaşmayı başardım. Kalacağım yer, organizasyon komitesinin ayarladığı Karadeniz Teknik Üniversitesi yerleşkesindeki Koru tesisleriydi.
Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi Koru Tesisleri
KATÜ yerleşkesi hemen havaalanının karşısındaymış, ama tesisler kocaman yerleşkenin diğer ucunda olduğu için taksiye atlayıp misafirhaneye ulaştım. Yerleşke kocaman, yeşillik, düzenli bir yer, ODTÜ’nün şahane yerleşkesinde yıllarca yaşamış biri olan beni bile mutlu etmeyi başardı. Yeşilliklerin arasına serpiştirilmiş banklar ve üstünde ders çalışan, oynaşan, muhabbet eden bir sürü genç kendimi gerçekten yaşanan, güzel bir yerleşke içinde hissetmeme yetti.
Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi
Odama yerleştikten sonra şu meşhur Trabzon yemeklerini yemek ve şehri biraz olsun tanıyabilmek için çarşıya gittim. Orda şehir merkezine çarşı diyorlar, dolmuşların üstünde çarşı yazıyor. Kardeşim, yoldan gelmişiz, açız, yorgunuz, bir Allah’ın kulu da yöresel yemekler lokantası yapmaz mı şehir merkezine? Yöresel yemek soruyorum, kebapçıya gönderiyorlar. Sonunda sağolsun dolmuşçu ağabeylerimizden biri bizi “Balıklama” adında adı üstünde bir lokantaya girdim. Ne mutlu ki kuymak ve hamsi kuşu gibi meşhur yemeklerin tadına varabileceğim bir yer çıktı. Hayatımda ilk kez tadına baktığım hamsi kuşu hibrit bir yemek. Hamsileri çiğ köfte büyüklüğü ve şekline gelinceye kadar üstü üste sarıyorlar ve mısır ununda kızartıyorlar. Kuşun dışı hamsi kızartma, içi hamsi buğulama oluyor. Şahsen çok hoşlanmadım zira çoğunluğu oluşturan hamsi buğulamadan pek hoşlanmam zaten.  Ama buğulama sevenlere tavsiye ederim. Kuymak ise özel bir yemek;  bol yağlı Trabzon peynirinin Trabzon tereyağı ve mısır unu eşliğinde bir sahanda eritilmesinden yapılıyor.  Benim gibi peynir delisi biri için müthiş lezzetli. Özellikle belirtmeliyim ki, en lezzetli yeri sahanın dibine yapışan, hafif kızarmış peynirler. Tabi boşboğazlığımı açığa vurmak gibi olmasın, sardalya tava da hayatımda yediğim en lezzetlilerinden biriydi. Karnım doyduktan sonra şehir merkezini keşfetmeye geldi sıra. Trabzonlu arkadaşlar kusura bakmasın, Trabzon’un içi muhteşem bir şehir falan değil. Hatta güzel de değil, sıradan…
Odama döndükten sonra cebimden çıkan yapılacaklar listesini gözden geçirip ilk sıraya daha önce de görüp sevdiğim Uzun göl’ü koydum. Altı sene evvel hayatımda yediğim en güzel kuru fasülyeyi tekrar yeme umuduyla ertesi gün yola çıktım. Yaptığım ufak araştırma sonucunda; turistik turlar düzenleyip belli saatte kalkıp belli saatte dönmem gereken ve fiyatları nispeten pahalı turlar yerine; hesaplı ve özgür seyahati dolmuşla yapacağımı anladım. Bu şekilde akşam yapılacak olan ilk seminere de yetişebilecektim. Çömlekçi’den bindiğim dolmuşla yaklaşık 2 saatlik bir yoldan sonra Uzun göle ulaştım. Meğerse Uzun göl benim eski gördüğüm yer değilmiş artık. Sapanca gibi, popüler sahil kasabaları gibi bir yer haline gelmiş. Yakın zamanda burada uluslararası havacılık festivali yapılmış mesela. Bölge ekonomisinin önemli destekçilerinden biri haline gelmiş. Ama eski dokunulmamış güzelliği de kalmamış. Etrafına yapılan tertemiz, düzenli kordon, banklar, sokak lambaları burayı kalkındırmış kalkındırmasına da bunu sıradanlaştırmadan yapmayı becerememiş. Uzun göl’ü ikinci seyahatim bana birkaç güzel fotoğraf kazandırmış olsa da açıkçası hayal kırıklığıyla sonuçlandığını söylemeliyim.
Trabzon Uzungöl
Ertesi gün kongre programı başlamıştı ama sevgili organizatörlerimiz her akşam ders çıkışında bizi bir yerlere götürüp şehri tanımamızı sağladı. İlk akşam Atatürk Köşküne gittik. Atatürk iki gece orada uyumuş, bir de vasiyetnamesini orada tamamlamış. Büyük bir lider iki gece içinde uyudu diye bir binayı anıtlaştıran zihniyeti anlayamasam da bahçesindeki güzel kokan ıhlamur ağaçları ve çay bahçesi günlük çalışmanın sonunda fena olmadı. Ertesi gün Boztepe adında bir mesire yerine gittik. Şehri tepeden görüyordu ve semaverle çay veriyorlardı. İlginç miydi? Hayır, asla…
Trabzon Boztepe
Bir sonraki günün gezi programında Ayasofya ve Sera gölü vardı. Ayasofya, adını boşuna İstanbul’daki muhteşem mimari harikasından almamış. Zamanın birinde Trabzon’un zenginlerinden biri İstanbul’a gitmiş ve Ayasofya’ya hayran kalmış. Memleketinde de bunun gibi bir eser olsun istediği için bir benzerini buraya yatırmış. Bence bunu göreceğinize İstanbul’dakini görün, ama Trabzon’a yolunuz düştüyse, zaten daha ilginç fazla seçeneğiniz yok.
Trabzon Ayasofya
Buradan Akçaabat yakınlarında Sera Gölü’ne geçtik. Göle benziyordu, yeşildi, üstünde deniz bisikleti sürülebiliyordu. Bir de içinde ördekler vardı. Sonraki gün meşhur Akçaabat köftesinin tadına bakmak için Akçaabat’a gittik. Bence hayatımda yediğim en korkunç köfteydi ama bir sürü insan bunun tam tersini söyleyerek ayrıldı. Aşırı yağlı, yedikten saatler sonra bile insanın kokusunu hissettiği bir yaratık yediğimi hissettim. Akçaabat’ın en güzel tarafı, tepelerdeki Orta mahalle evleri ve onların güzel fotoğrafları oldu. Günün birinde bu şehre gelecekseniz yukarıda anlattıklarımı görmeye gelmeyin. Ve ne olursa olsun Trabzonlu arkadaşlarınızın gazıyla beklentilerinizi yükseltmeyin. Eğer ki bir gün buraya gelecekseniz yaylaları için gelin, doğası için gelin, yürüyüş veya mevsiminde salcılık için gelin (salcılık=rafting, düzeltme için MS Office Word’e teşekkürler).
Trabzon Akçaabat
Trabzon’da geçirdiğim en güzel günü Ayder’de geçirdim ve en güzel yemeği Ayder’de yedim.  Ama sonradan öğrendim ki Ayder Rize’ye bağlıymış, üzgünümmm…

Ayder yaylasına Trabzondan 3-4 saatlik bir yolculukla ulaşılıyor. Turlar düzenleniyormuş, ama biz bir otobüslük bir bilim insanı grubu olarak gittik. Oradaki “Ayder Sofrası”nda hayatımda yediğim en güzel mısır ekmeğini, lahana dolmasını yedim.  Bir de hayatımda içtiğim ilk lahana çorbasını içtim – ki bence çok hoşlanmadım. Ama evde pişenler daha farklı oluyormuş, bilenler söyledi. Tatlı olarak meşhuuuurr laz böreği yedim. Bunun bir şerbetlisi, bir kurusu varmış. Milföy hamuru gibi katmerli bir hamurun içine muhallebi dökülerek yapılan lezzetli bir tatlı, bence kurusu daha lezzetli. Yemekten sonra güzel bir tulum ve horon gösterisi izledik. Güzel fotoğraflar çektik, ve ben bir acemi fotoğrafçı olarak ilk kez tamamen manüel fotoğraflar çekmeyi başardım!
Trabzon Ayder Yaylası
 
Trabzon Ayder Yaylası
Hediyelik olarak Çaykur’un 42 numaralı, sadece Karadeniz’de satılan çaylarından aldım.  Kendime de mısır ekmeği. Dönüşte Sürmene’de uğradığımız lokantanın yanındaki dükkanda çay daha ucuzdu, güzelce kazıklandığımı anladım.
Trabzon Sürmene
Trabzon’a dönüşümüzde son dakikada havaalanına götüren taksici de kazıklamaya kalkmasaydı daha mutlu ayrılacaktım ama bu gerçek dünyaya döndüğümü anlamama yardımcı olan yararlı bir uyaran oldu. Uçağa bindikten 1.5 saat sonra “canavarın ışıkları” altımızda görüldüğünde ayaklarım artık tamamen yere basmıştı.
Trabzon gezim sırasında ziyaret ettiğim Sümela Manastırı fotoğraflarını görmek için tıklayınız.

Yorumlar - Yorum Yaz



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam57
Toplam Ziyaret573639
Seyahat Valizi Search
Özel Arama