• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Japonya yazıları sayfasına dönmek için tıklayınız.

Japonya’da Hasta Olmak

İstanbul’dan yola çıktığımdan beri üzerimde dolaşan kara bulutlara hala gülümseyerek bakabiliyorum, umarım sabrım daha fazla zorlanmaz. Buradaki ilk 3 haftamın özeti: ilk hafta bavulum kayboldu, ikinci hafta bademciklerim iltihaplandı, ateşlendim ve bir hafta antibiyotik kullandım, üçüncü hafta kullandığım antibiyotik (kendileri penisilin olur) alerji yaptığı için ishal oldum ve bir hafta boyunca hastanede yattım. Yani üçledik, sorun yok. Bu arada bu üçleme hikâyesi Japon batıl inançlarında da mevcutmuş. Üç sanırım evrensel bir batıl rakam.
Aslında bu vesileyle Japonya’yı daha iyi tanıma fırsatı bulduğum kesin. İlk öğrendiğim şey her ülkede sosyal güvenlikle ilgili ciddi sorunların olabildiği. Benimle birlikte gelen hemşirenin benden 80 kere özür dilemesine neden olan ve birkaç hastanenin bizi kabul etmemesi şeklinde özetlenebilen hastaneler arası koşuşturmamız, Minoh şehir hastanesi adında pek güzel bir hastanede son buldu (şanslıymışım vesselam). Hastaneye girene kadar çektiğimiz bütün sıkıntılar, içerideki iyi muamele ile çözülüverdi. Beni hemen içeri alıp yatırdılar. İki doktor ilgilendi ve önce tomografinin başka türlüsü olduğunu söyledikleri CP adındaki bir cihaza soktular. Bağırsaklarımdaki ödemden pek etkilenmiş olacaklar ki daha yakından görmek istediler ve Türkiye’de 24 yıl kolladıktan sonra, Japonyada kestaneyi çizdirdim! Neyse, gerekli tahlillerden sora beni müstakil bir odaya aldılar. Bir gecede 50 posta cırcır olmaktan kaynaklı dehidrasyonumu düzeltmek içün hemen serumu dayadılar. 3 gün bir şey yememem gerektiğini ve beni damardan besleyeceklerini söylediler (gerçi ben çabuk iyileşince bu iş 2 güne indi). O anda onlara ne kadar mutlu olduğumu anlatamadım, zira yarı uyur durumdaydım, ama kesinlikle çok müteşekkirim. 2 gün için de olsa beni o garip Japon yemeklerinden kurtardılar! İstediğim kadar su ve işkencesiz bir beslenme yolu. Etrafımda dönen 2 doktor ve bissürü hemşire. Ne istersem anında oluyor. Saçımı, kıyafetlerimi yıkıyorlar; sürekli gelip iyi miyim diye kontrol ediyorlar. Bir de kolumdaki damar yolu olmasa, resmen bolca şımartıldığım bir tatil olacak, hatta bir de kişiye özel Japonca dersi.
Yatarken bolca kitap okudum (iyi ki yanımda getirmişim), yeni Japonca kelimeler öğrendim (bağırsak, mide, ağrı, vs.), bana getirdikleri İngilizce gazeteden Japon imparatorunun erkek torunu ile ilgili haberleri okudum, Japon kültürü ile ilgili görgümü arttırdım, bilgisayarımı da getirdikleri için bol bol müzik dinledim, okuduğunuz son 3 yazıyı yazdım, free cell oynadım (1’den 40’a kadar). Ve bu yaptıklarımın çoğunu yurdun hemşiresi Miyoshi sayesinde yapabildim, benimle çok ilgilendi Allah razı olsun. Kendisini daha önceden omzumdan hafifçe ittirip “kıııız” hareketi yapan Japon olarak tanıyorsunuz. Günlük gazete getiren, çamaşırlarımı yıkayan, odamdan gerekli eşyaları toplayıp getiren, hatta bana ufak bir çiçek yaptıran o oldu, teşekkürler Miyoshi san.
Üçüncü günde serum işkencesinden de kurtulduktan sonra tek yapmam gereken bana getirdikleri yemekleri yemek ve bir güzel dinlenmek oldu. Aslında, Japonların hastane yemekleri dışarıdakilerden çok daha lezzetli; en azından baharat kullanmadıkları için etler et gibi, sebzeler de normal sebze gibi kokuyor. Serumum çıktıktan sonra yemek aralarında hastane dışına çıkıp ufak yürüyüşler yapmama da izin verdiler. Bu arada program sorumlumuz bir adet çiçek ve bir miktar kitapla ziyaretime geldi. İngilizcemi övünce hemen eğitim sisteminin ve ODTÜ’nün reklamını yaptım, ne kadar hasta olursam olayım, temsiliyet duygusu benimle.



0 Yorum - Yorum Yaz

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam62
Toplam Ziyaret596001
Seyahat Valizi Search
Özel Arama