• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Japonya yazıları sayfasına dönmek için tıklayınız.

Hiroşima

Meşhuuuur şinkansen’le nihayet tanışmış bulunuyorum, vatana millete hayırlı uğurlu olsun. Efenim, şinkansen dediğimiz meret “Japonlar yapmış” sınıfına giren, deneme sürüşlerinde 500 km/s hıza ulaştığı iddia edilen ve ortalama hızının 260 km/s olduğu söylenen son derece hızlı bir tren. Hatta adının şin (yeni), kan (mermi) ve sen (yol) kelimelerinin birleşmesinden oluşması kayda değer bir durum. Hiroşima’ya yaptığımız 2 günü teknik, 1 günü turistik gezi için yolculuğa şinkansen’le başladık. Trenin içindeyken hızın çok fazla hissedildiğini söyleyemem ama dışarıdan bakınca “bir kedi gördüm galiba” tepkisi veriyorsun.
Gezimiz son derece verimli geçti, öyle ki teknik kısmı da en az turistik kısmı kadar turistikti! Gittiğimiz ilk enstitü üzüm ve hurma (şu turuncu ve büyük olanlardan) araştırma enstitüsüydü. Adamların böyle bi enstitüsü var çünkü en çok yetiştirdikleri ve kendi kendilerine büyük oranda yettikleri tek meyve hurma. Bize bol miktarda değişik çeşitlerde hurma ikram ettiler ve ben şahsen pek mutlu oldum.
Sonra bir Sake araştırma enstitüsüne gidip nasıl sake yapıldığını öğrendik. Sake dediğimiz, Japonların milli içkisi ve doğal olarak pirinçten yapılıyor. Aslına bakarsanız tatsız tuzsuz, bir o kadar da aromasız bir şey. Yapılırken pirinçlerin dış kısmını öğütüp ortasındaki bol nişastalı kısmı kullanıyorlar. Ne kadar çok öğütürse, o kadar lezzetli olduğunu iddia ediyorlar ama benim hassas damağım bile farkı zor ayırt etti. Sonuçta 13-15 derecelik, şarap kıvamında bir içki çıkıyor ortaya. Bir de bunu damıtıp %45 alkollü şuço diye bir başka içki yapıyorlar alkolü damardan istenler için ki içerken boğazından midene kadar olan yolu milim milim hissediyorsun. Lakin kişisel deneyime göre sakenin en içilebilir hali – Japonlar duyunca şok geçirseler de – kolaya karıştırılmış hali.
Teknik duraklarımızdan bir diğeri de Hiroşima üniversitesiydi. Kendisi ODTÜ kıvamında, kocaman, pek güzel bir üniversite. Okulun sınırları içerisinde her yerde Satake diye bir amcamın adı geçiyor. Kültür kongre merkezine falan da onun adını vermişler. Kim olduğunu sordum, cevap hayli şaşırttı, zira ilk kez bir Japonun yeni bir şey keşfettiğini duydum: pirinç öğütme makinesi. Şaşırdım, çünkü Japonlar genelde hazır keşfedilmiş şeyleri daha iyi/kullanışlı hale getirip keşfeden ülkelere satma politikasında ilerliyorlar. Misal arabayı Japonlar bulmamış ama şoför koltuğunu trafiğin akış yönüne göre sağa veya sola koymayı onlar akıl etmiş. Neyse, bu amcam Japon tarihinde pek az rastlanan bir şey yapıp bir alet keşfetmiş ve bu yüzden pek saygı ile anılıyor. Üniversitenin içinde gördüğümüz en ilginç şey tavuk araştırmalarının yapıldığı yerdi. Amcamların geniş bir horoz koleksiyonu var. Metrelerce kuyruğu olan tavuklardan tut, koyuna benzeyenine, sonra bizim denizli horozu gibi 5 dakika ötenine kadar bir sürü tavukları var. Hatta bizim denizli horozunu Japon diye tanıtıyorlar. Dedim ki haddinizi ilin, ondan bizde de var . Bu vesileyle hayatımda ilk kez horoz dövüşü izledim ve “horozlanmak” deyişinin nereden geldiğini anladım!

Horoz

Biri Hiroşima’ya gidecek olursa ondan ne istemeniz gerekiyor? Hayır Utkucum, kaymaklı ekmek kadayıfı diil,  okonomiyaki! Gezileri bitirdiğimiz akşam bizimle birlikte gelen hoca bizi okonomiyaki yemeye davet etti. Okonomiyaki dediğimiz resimlerde yapılışını son derece detaylı olarak görebileceğiniz bir tür Japon pizzası. Bütün olay bizim kumrunun yapılışında kullanılan gibi sıcak bir levha üzerinde gelişiyor. Önce krep hamuru döküyorlar. Krep pişince üzerine akıllarına gelen her türlü sebzeyi, eti ve baharatı koyup krep üstte geri kalanı altta kalacak şekilde ters çeviriyorlar. Bu şekilde “geri kalanı” diye tabir ettiğimiz envai çeşit yiyecek pişinceye kadar bekliyorlar. Sonra pişen krep altı “geri kalanı” nı bir miktar noodle (Japon makarnası)’ın üzerine son derece maharetli bir şekilde geçiriyorlar. Makarnalar ve geri kalanı birbirleriyle haşır neşir olurken bir de yumurta kırıp yumurtayı sıcak levha üzerinde mükemmel bir daire oluşturacak şekilde pişiriyorlar. Sonunda altı krep, üstü yumurta ve en üstü bir miktar garip sostan oluşan Okonomiyaki adlı yemeğiniz hazır oluyor ve pişen levhanın üzerinden lokma lokma almak suretiyle, ocak başı usulü yiyorsun. Lezzeti konusunda yorum yapmayı şiddetle reddediyorum lakin hepsini yediğimizi söyleyebilirim. Zaten burada çok kötü olmayan her şeyi yemeyi öğrendim.

Okonomiyaki
Okonomiyaki

Okonomiyakimizi yedikten sonra bünyede biriken fazla enerjiyi atmak amacıyla Hiroşima gecelerine akmaya karar verdik. Yaklaşık 1 saat kalabalık caddelerde dolaşıp, birkaç tane kapısında kırmızı ışık yanan barın kırmızı ışığından döndükten ve doğru düzgün bir yer bulamadıktan sonra grubun iki fırlaması olarak Moğolistanlı Nara ve ben olaya el koyduk. İlk önce son derece kendi halinde bir caz bar bulup, ordaki adamlardan birkaç adres almak sureti ile kurtlarımızı dökecek uygun bir bar bulduk veee sabahaa kadaaarrrr…

Atom Bombası Anıtı

İşin gerçekten “turistik” yanına gelince ilk önce Hiroşima deyince akla ilk gelen yer olan atom bombası anıtına gittik. Etkileyiciydi, görülmesi gereken bir yerdi. İnsanların saçma sapan nedenlerle neler yapabileceğine pek güzel bir örnek, tam bir ibret-i âlemdi. Hatta ertesi gün Türkiye Amerika maçına gitmem içimde biriken tüm iyi niyetleri dökmem için pekiyi bir vesile oldu. Efendim olayımız 6 Ağustos 1945 günü saat 8.15 sularında bazı şerefsizlerin teslim olmuş bir ülkenin insanlarını katletmek üzere harekete geçmesi ile başlıyor. Ondan sonrası malumunuz, binlerce ölü, sakat bir nesil ve bir sürü savaş hikâyesi. Bu fecahatin hatırlanması için bir anıt, bir müze ve bunları kapsayan bir park kalmış geride. Anıt, bombalamanın ardından Hiroşima’da ayakta kalan birkaç binadan biri. Zamanında ticaretin düzenlenmesi gibi işler için kullanılan bir binaymış ve bu binayı uzun tartışmaların ardından koruma altına almışlar. İlk önce halkın büyük bir kısmı facianın hatırlanmasını istemediği için binanın korunmasına karşı çıkmış lakin daha sonra şehir yeniden düzenlenirken barışın simgesi olarak korunmasına karar verilmiş. Bina şu anda dünya mirası olarak kabul görmüş durumda.
 
Atom Bombası Anıtı - Hiroşima - Japonya
Atom Bombası Anıtı

Parkın içinde çocuklar için yapılmış bir anıt var. Bu anıt bombalamadan 10 yıl sonra kanserden ölen bir çocuk için yapılmış. Çocuk 1000 tane origami (Japon kâğıt katlama sanatı) yaparsa iyileşeceğine inanıyormuş, ama 1000’i bulmak nasip olmamış. Ölümünün ardından savaşta ölen tüm çocuklar için bu anıt yapılmış. Anıtın etrafındaki camekânlarda Japonya’nın dört bir tarafından gönderilen bir sürü origami var. Anıttan müzeye giden yolda sürekli bir ateş yanıyor. Bu ateş insanların umutlarını simgeliyormuş. Karşısında dua edenleri bile gördüm.

Atom Bombası Anıtı - Hiroşima - Japonya
Atom Bombası Anıtı

Müzede atom bombasının bulunması için yapılan ilk çalışmalardan bombalamaya kadar olan tarih ve bir sürü insanın içini acıtan hikâye anlatılıyor. Dikkatimi çeken ayrıntılardan ilki atom bombasının yapılması için zamanın ABD başkanı Roosevelt’i ikna edenin Einstein olması. Fikir ondan çıkmamış, ama böyle bir projeye 2 milyar dolar yatırmaya başka kimse ikna edemez diye bomba yapımcısı amcamlar çok (!) sevgili bilim adamımızın kanına girmişler. İkinci ilginç nokta ise; bombalama nedenlerinden biri olarak ABD’nin 120.000 kişinin iş gücü ve toplamda 2 milyar dolar harcanmasını halka bombayı kullanmadan açıklayamayacak olmasını iddia edilmesi. Şehrin öncesi ve sonrası maketleri gerçekten etkileyici. Müzenin simgesi olarak bombalama anında duran bir saat seçilmiş ve saat korunmakta. Atom bombası tarihinden 2. dünya savaşına, atom bombasının teknik özelliklerine kadar her şeyin anlatıldığı müzenin en son bölmesinde olay kişiselleşiyor ve bombalama anında insanların yaşadıkları anlatılmaya başlanıyor. Benim içim kaldırmadı, hikâyeleri dinlemedim ama hepsini oturup dinleyen Arjantinli arkadaşımız Nacira oturup uzunca bir süre ağladı. Müze çıkışındaki halim Çanakkale’yi gezdikten sonraki donukluğuma benziyordu, ama Çanakkale’de bütün akşam süren sersemlik burada yarım saat kadar sonra geçti. Bütün Japon çocukları ortaokulun sonuna kadar muhakkak en az bir kere Hiroşima’ya getiriliyormuş; iyi fikir, biz de aynısını Çanakkale için yapsak belki de bu kadar duyarsız bir nesil yetişmez…
Japonya Atom Bombası Anıtı'nın tüm fotoğraflarını görmek için tıklayınız.

Miyajima

Müzenin etkisinden bu kadar çabuk kurtulmamda en büyük etken Miyajima adındaki Japonyanın 3 güzel mesire yerinden biri sayılan adaya gitmek üzere arabalı vapura binmemizdi. Mesire yerimizde ilk dikkati çeken şey ortalığa salınmış, sevimlilikle korkunçluk arasında gidip gelen geyiklerdi. Mekânı özel kılan denizin ortasında kapısı olan ve gel –git’in “gel” kısmında kendisi de suyun içinde kalan bir tapınaklarının olması. Ve gün içinde gerçekden gözle görülür bir gel git oluyor. Bizim orada kaldığımız 2 saat süresince su en az 50 metre yükseldi ama hala tapınağa ulaşamamıştı. İlginç bir yerdi doğrusu, kendisi şu ana kadar gördüğüm tapınaklar arasında görülmeye hakikaten değer olan 2. tapınak olma şerefine nail oldu, ben de tebrik ettim. Bu tapınağın bir özelliği de içinde bir tiyatro sahnesi barındırmasıymış. Sular yükseldiği zaman seyircilerle oyuncular arasında deniz oluyormuş. Ama ben öyle bir güzelliği daha evvel bodrum semalarında yaşamış biri olarak pek etkilendiğimi söyleyemem.

Miyajima
Dönüyoruz, sular yükseldi.

Gezinin en eğlenceli kısmı Japon restoranında yediğim şahane midye tavaydı, zira Japonya da güzel yemek bulmanın kıymetini anlayalı çok oldu! Adada gezilip görülecek çok yer vardı ama kısıtlı zaman ve boğaz düşkünlüğü nedenleri ile sadece bir Japon restoranı ve bir tapınak gördüm, ama yetti. Sarsıcı başlayan gün gerçekten son derece mutlu bitti.
Bu vesileyle Hiroşimayı görme görevimizi darısı Tokyo’ya diyerek, yorgun ve mutlu bir şekilde tamamlamış bulunuyoruz, geçmiş olsun. 
Miyajima gezimizin tüm fotoğraflarını görmek için tıklayınız.



0 Yorum - Yorum Yaz

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam81
Toplam Ziyaret587051
Seyahat Valizi Search
Özel Arama