• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Japonya yazıları sayfasına dönmek için tıklayınız.

Budo

Bir cumartesi günü, Cuma akşamki partide sabaha kadar dans edip sabaha beş kala uyumuşum, öğlene doğru uyanmışım. Bir şeyler atıştırdıktan sonra camdan bir bakmışım ki bardaktan boşanırcasına bi yağmur yağıyor. Kahvemi yapıp, yanına dün aldığım kurabiyeleri açmışım. Kurabiyeler hafif portakal aromalı ve pek lezzetli çıkmışlar, kahve kokusu içimi eritmiş. Neyse, maillerimi kontrol edip kahvemi içmişim bu arada bugün için daha evvelden plan yapmadığım için pek memnun olmuşum kendi kendime. Neyse, bu romantik havayla hadi yazı yazayım diye bilgisayar başındaki pozisyonumu almışım. Daha önce yaptığım da yazmadığım ne var diye düşünürken bir de fark etmişim ki yazılmayan tek şey geçen hafta gittiğim savaş sporları festivali. Ya kardeşim reva mı bu, bütün romantizm uçtu gitti işte!!! Şimdi adamların birbirlerini nasıl tekmelediklerini, yok havada nasıl uçtuklarını anlatırken ne tür bi huzur bekliyorsunuz?... Neyse, oturdum başına bi kere, azmedip yazıcam.
Geçen hafta Hyogo Budo festivaline gittik. Budo savaş sanatları oluyor. Hatta festival de Hyogo bölgesi Budokan’da gerçekleşti. Kan bina demek, yani savaş sanatları binaları var adamların. Sabahın köründe kalkıp otobüsteki 3 saatlik yolculuk süresince uyumak suretiyle festival binasına gittik. Gittiğimizde festivalin yaklaşık 1/3ünü kaçırmıştık (ilk kez kötü organizasyon – şöför amca yolu şaşırdı da) ve sahnede adamlar birbirlerini ordan oraya savurmakla meşguldüler ki bu Aikido oluyormuş.

 Aikido / Japonya Savaş Sanatları Festivali
Aikido

Sonra Kyudo – okçuluk – vardı. Üç tane amcam törensel bir eda ile sahneye geldiler, yere diz çöktüler, gömleklerin bir kolunu çıkartıp bir omuzlarını çıplak bıraktılar. Yaylarını aldılar, yaylarını kaldırdılar, yaylarını gerdiler, hedeflerine baktılar, hedeflerini gördüler ve oku bıraktılar. Bir kişinin bir atış yapması ortalama üç dakika alan bir eylem, adamların her şeyleri törenle. Neyse, üç adam bu şekilde üçer atış yaptılar ve hiçbiri hedefi tutturamadı!

Kyudo (Okçuluk) / Japonya Savaş Sanatları Festivali
Kyudo (okçuluk)

Sıradaki gösteri kılıçlarla olandı – Kendo - ki samuraylardan dolayı kılıç burada pek önemli bir şey. Sahneye çıkan kadınlı erkekli onlarca kişi kılıçlarını bir oraya bir buraya artistik bir şekilde salladıktan sonra sahneyi boşalttılar.

Kendo (Kılıç) / Japonya Savaş Sanatları Festivali
Kendo (kılıç)

Yerlerine tahta kılıçlarıyla çocuklar geldi, onlar da birbirleriyle azcık samuraycılık oynadılar. Kılıçlar tahta olunca sporun ismi jukendo oluyormuş. Birbirlerinin suratına tekme atmaya çalışan adamlar (Taekwandoo), kendi kendilerine artistik hareketler yapanlar (Tai-chi), uzun tahtaları oraya buraya savuranlar (Naginata), birbirlerine ölümüne saldıranlar (Judo) ve nihayetinde merakla beklenen Sumocular sonunda gösteri bitti.
Ondan sonra isteyen seyirciler istedikleri bi sporu deneyebiliyorlardı. Ben okçuluk deneyeyim dedim, adamlar hedefi tutturamıyor, bari ben göstereyim şunlara nasıl yapılıyormuş şu iş diye lakin uygulamalar arasında Kyudo yokmuş efenim, illa ki birbiri dövmeye dayalı bir şeyler yapılması gerekiyormuş. Ben teşekkür edip almiim dedim. Şimdi elin adamları beni yerden yere savuracaklar falan, sakatlanıcaz Allah muhafaza… Neyse, onun yerine ben ve benimle birlikte dayak yememeye karar veren bir grup arkadaşım yemeğe gittik, civardaki parkı gezdik ve akşam 4-5 sularında yurdumuzun sıcak kollarına geri döndük. Bu festivalde öğrendiğim şey şudur ki ben hangi ülkede olursam olayım insanların birbirini dövmesi seyretmekten pek haz almıyormuşum (Fight Club’ı hariç tutalım, çok güzel filmdi…)
Son derece sportif olan bu hafta sonunu bitirmeden evvel bizim kızların voleybol maçına gitmeden olmazdı tabi, rakibimiz Peru. Güray’la sabahın köründe maçların yapıldığı Nagoya şehrine doğru yola çıktık. Burası Osaka’dan biraz uzakta, 2 saatlik bir tren yolculuğu yapıyorsun. Burada şehirlerarası otobüsler ikinci sınıf ulaşım aracı. Trenlerden daha ucuz ve daha uzun sürede gidiyor. Trenleri de son derece konforlu ve hızlı. Türkiye’de yaşadığın yok efenim zangır zangır titreme, sürekli mühiş bir gürültü olması, trenin rötar yapması, yok efenim yolculuğun çok uzun sürmesi gibi şeyler mümkün değil. Lakin en büyük eksiklikleri yemek vagonunun olmaması. Trenin keyfidir di mi, gidersin, yemek yersin, çay kahve falan içersin… neyse, Nagoya’ya ulaştıktan sonra her yerde yapılması gerektiği gibi ilk iş bir turist danışma bulduk, haritalarımızı aldık, spor salonuna nasıl gidebileceğimizi, maç biletlerimizi nasıl alabileceğimizi öğrendik. Aslında benim niyetim maça kadar gezip Nagoya’yı azıcık tanımaktı lakin bileti al, yemek ye derken maç saati geldi. Maçın olayı bence her maça elinde türk bayrağı ile geldiğini öğrendiğim Japon amcamdı. Maçı seyreden bir avuç türk olarak karşı tribünü silme dolduran Perulularla başa çıkabilmek amacıyla yırtınmak suretiyle seslerimizin kısılmasına neden olduk. Kıran kırana, yürekleri hoplatan maçtan sonra dizlerim titreyerek ve zafer sarhoşluğuyla maçtan çıktık. Bütün akşam “nassı yendik ama!” cümlesinin etrafında döndük durduk.

Nagoya, Turkiye-Peru Maçı
Nagoya, Turkiye-Peru Maçı

Onca heyecana dayanamayıp boşalan midelerimize deva olmak içün 2 saat yemek yiyecek bir yer aradık ve bulamadık. Acıkınca pek şeker (!) olan ben soldan soldan gelmelerine ramak kala kendimi bir miktar cips ile sakinleştirdim. Uygun bir restoran bulduğumuzda trenin kalkmasına sadece 15 dakika vardı ve yemek yiyemedik, o bişey diil yemekli vagon da yok. Neyse, çikolata vs. yüklenip bütün yol boyunca abur cubur eşliğinde muhabbet ettik. Akşam 12 sularında yurda mutlu, sesi kısık ve son derece yorgun bir şekilde ulaştıktan sonra ertesi gün akşama kadar yattım. O bişey değil de nasıl yendik ama!!!
Japonya Savaş Sanatları Festivaline ait tüm fotoğrafları görmek için tıklayınız.



0 Yorum - Yorum Yaz

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam80
Toplam Ziyaret587050
Seyahat Valizi Search
Özel Arama