• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Japonya yazıları sayfasına dönmek için tıklayınız.

Bayram Değil Seyran Değil Şimdi Bu Yazı Nerden Çıktı?

Efenim bu yazıyı ilk önce hoş geldin ramazan mahiyetinde yazmayı planlıyordum. Sonra hadi, bayramınız kutlu olsun yazısı olsun dedim ama sonunda bayram değil seyran değil yazısı oldu çıktı. Tembellik işte, insan 2 satır yazı yazmaya üşenince böyle oluyor. Neyse, yazımızın konusu dünya gözüyle din işleri.
Japonya’da insanların çoğunun kayda değer bir inançları yok, bunu kendileri de söylüyorlar. Nüfusun yaklaşık %80i Budist veya Şintoist. %15-20 kadarı Hıristiyan, geri kalanı da geri kalan dinler. Müslüman oranı yok denecek kadar az. Tapınakları ziyaret ediyorlar ama ben nasıl ziyaret ediyorsam onlar da öyle; dini amaçtan çok gezelim, görelim şeklinde geliyorlar. Belirgin bir tanrı inançları olmadığı için buradaki insanlarda ciddi ahlaki ve manevi boşluklar var. Dışardan bakıldığında her şey gayet düzgün gözüküyor ama saygıları, davranışları bir şekilde beyinlerine kazınmış, son derece katı bazı kurallardan ibaret.  Bizde son derece gelişmiş olan sağduyu onlarda yok. Mesela birbirlerini her gördükleri yerde yerlere kadar eğilerek selamlıyorlar, bunun yanında trende, otobüste ayakta duramayacak kadar yaşlı bir insan ayakta dururken bir kişi de kalkayım, yer vereyim diye düşünmüyor. Geçen gün otobüse 4-5 yaşlarında bir oğlu, bir de bebek arabasında bir bebeği olan ve eli kolu alışveriş torbalarıyla dolu bir kadın bindi. İneceği durakta kadın debeleniyor ki aşağıya atsın kendini, bir Allahın kulu umursamıyor. Sonunda bizim Makedonyalı arkadaş kalktı, arabayı indirdi, kadın da çocuğu ve torbalarına sahip çıktı. Bu anlayış genelde bütün Müslüman ülkelerde ve zamanında Osmanlı yönetiminde bulunmuş balkan ülkelerinde çok güçlü. Latin Amerikalıların birçoğu böyle şeyleri hiçbir şekilde umursamıyor, çok ufak bir kısmında çok hassas olmamakla birlikte bir yardımseverlik var. Bunun dışında son zamanlarda burada çok vahim cinayetler işlenmeye başlamış. Öyle adamın biri adamın birini öldürüyo şeklinde olsa yine iyi, çocuklar anne babalarını öldürüyorlarmış. Her gün gazetelerde bu şekilde en az birkaç haber oluyormuş, dehşete düştüm! Bunlarla birlikte manevi boşluğun en belirgin göstergesi ise yüksek intihar oranı. Bana bile birkaç kere denk geldi. Tren olmadık bir yerde duruyor ve seni trenden indiriyorlarsa anla ki biri kendini trenin önüne atmış.
Japonya’dan çıkıp dünyaya, daha doğrusu dünyadaki Müslümanlığa biraz bakacak olursak ilk işim Müslüman ülkeleri ikiye ayırmak olur. Türkiye’ye benzeyenler ve Suudi Arabistan’a benzeyenler. Türkiye’ye benzeyenler grubuna balkanlardaki Müslümanlar ve Tunus giriyor. Tunus konusunda hayli şaşırdım gerçekten. Anayasalarının ikinci maddesinde “bu ülke Müslüman bir ülkedir” diye belirtilmiş, laik değiller yani. Ama resmi kurumlarda başörtüsü kullanmanın yasak olmasına kadar benziyoruz. Kadınları her türlü hakka sahipler, rahatça çalışabiliyorlar, istediklerini giyebiliyorlar, seçme seçilme hakkına sahipler vs... Hatta görünüş olarak da birbirimize bir hayli benziyoruz. Tunuslu bir arkadaş içinde benim de olduğum bir resmi ailesine göndermiş, bu kız Tunuslu mu diye sormuşlar. Onları da al Türkiye’ye koy, kimse turist muamelesi yapmaz. Balkanlardakilere gelince anlatmaya bile lüzum yok. Avrupa memleketinde zaten Suudilere benzeyecek halleri yok, zaten genelde nüfuslarında ezici çoğunluk değiller. Öte taraftan Mısır, Arabistan gibi memleketler daha bir tutucu haliyle. Mısırlılar yine biraz ılımlı da Suudilerle el bile sıkışılmıyor. Bu grubun bir kısmı benim Müslüman olmama, hele hele oruç tutmama çok şaşırdılar. Bir de Türkiye’deki Müslüman oranının bu kadar fazla olduğuna inanmayan bir grup var. Mısırlı bir arkadaş bizim hala arap harfleri kullandığımızı ve Arapçayı çok iyi bildiğimizi düşünüyordu. Öyle olmadığını söyleyince hayretler içinde kaldı ve o zaman nasıl Müslüman olursunuz, olamazsınız ki dedi:) ben de Kuran'ın Türkçe çevirisini okuduğumuzu, latin alfabesiyle yazılmış Arapça Kuranların olduğunu ve namaz surelerini ezberlediğimizi anlattım. O zaman olur dedi sağ olsun ;)
Ramazana geldiğimizde her memleketin adetleri hakkında konuşma şansımız oldu arkadaşlarla, gördüm ki temelde hepimiz birbirimize benziyoruz. Ramazanda toplu halde iftar etme alışkanlığı her memlekette var, hatta cumartesi akşamı buraya yakın olan camide toplu iftar veriliyormuş, bir kere gittim de oradaki çocuklar tarafından ezilme tehlikesi bile geçirdim. Resmi olarak Müslüman olan ülkelerde genelde ramazanda ya çalışmıyorlar, ya da yarım gün çalışıyorlar. Bizim çalıştığımızı duyunca çok şaşırdılar, burada çalışmak da onlara çooook zor geldi. Hatta mısırlı bi arkadaş bu şekilde günahlarının cezasını çektiğini düşünüyor ve Japonya’dan döndüğümde arınmış olacağım diyor, hiç elleşmedim :). Müslüman olmayanlardan bir kısmı orucu hiç duymamışlar ve merak ediyorlar. Ramazan ne demek, niye oruç tutuyorsunuz şeklinde sorular vardı. Ben de anlattım dilim döndüğünce, değişik geldi ve saygı duydular. Bir kısmı ise - özellikle balkanlardan gelip Müslümanlığı tanıyanlar - neyin ne olduğunu biliyorlar ve olaya daha çok saygı duyuyorlar. Genel tutum saygı duymak şeklinde olsa da ne gerek var, fakirleri sadece Ramazanda doyurursanız bunun ne anlamı var, o adetler eskidi artık gibi yorumlar da geldi. Ben de fakirleri sadece ramazanda doyurmak zorunda olmadığımızı falan anlattım, şaşırdılar.
Neyse öyle böyle derken ramazanın son günü geldi çattı, ben dedim ki Pazar gecesi, “hadi bakalım, yarın bayram”, onlar dediler ki “inşallah”… nassı yani??? Hayatımda ilk kez böyle bişey duyuyorum, bayramın tarihi bellidir di mi? Yok efenim, öyle değilmiş. Ramazanın son gecesi gökyüzünde ayı göremezlerse daha ramazan çıkmamış demekmiş ve ertesi gün de ramazan olurmuş. Ve öyle oldu. Pazartesi günü siz bayram yaparkene biz oruç tutuyorduk zira Pazar gecesi ay yüzünü göstermedi. Velhasıl, burada bilgim görgüm arttı. Ramazanın son günü dediler ki yarın sabah 6’da bayram namazı kılıyoruz. Tabi ben her normal Türk bayanının yapacağı gibi “hö?” dedim. Birçok ülkede kadınlar da bayram namazı kılıyorlarmış meğersem. Neyse, bu vesileyle ben de bir ilk yaşadım. Bayram sabahı ben de dahil olmak üzere herkesler gayet güzel giyinmiş bir şekilde bina içindeki mescide geldik (evet, burada mescit var). Neredeyse bütün erkekler takım elbiseliydi, bayanlar gayet güzel, çoğunlukla geleneksel giyinmişlerdi. Namazdan sonra herkesin bir şeyler getirmiş olduğunu gördüm. Ben bir önceki gün şeker almıştım, onu ikram ettim. Bir kısım arkadaş hurma ikram ettiler, bir kısmı ise kurabiye vs. Hülasa, bayramımızı da yaptık burada; öpüştük, bayramlaştık, sonra da tıpış tıpış kurslarımıza gittik. Ben bütün gün ona buna şeker ikram ettim, bayramda şöyle böyle yaparız diye anlattım durdum. Bilhassa böyle adetlere nasıl olduysa yabancı kalmış bazı Hıristiyan arkadaşların pek hoşuna gitti (ya Hıristiyanların da şükran günleri neyin var, niye böyle değişik geldi anlamadım…). Bu vesileyle bayram kelimesinin kökenini de öğrendim; orta asyadan geliyormuş, Moğolistanlı arkadaşlar da çok benzer bir kelime kullanıyorlar.
Evet efenim, burada manevi işler böyle yürüyo, benim dilim bu konuya ancak bu kadar dönüyo…



0 Yorum - Yorum Yaz

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam62
Toplam Ziyaret596001
Seyahat Valizi Search
Özel Arama